Annemin Çığlıkları

Karanlık küçük odamdayım şimdi. Yanımda kocaman bir taş. Bir şey yok. Bir şey yok. Bir şey yok. Yaklaşan ayak seslerini duydukça sakinleşmeye çalışıyorum. Basamaklardan bir bir çıkıyor kabusum. Dünya üzerinde hiçbir şey bu kadar korkunç gözükmemişti gözüme. Saniyeler dakikaya, dakikalar saate dönüşüyor sanki;  zaman öylesine yavaş ve acı dolu akıyor. Bir yandan başımın sızısı. Ne yaptım ben? Hasta olmak dışında, doğmak dışında ne yaptım ben? Sorgularım arttıkça ayak sesleri de yaklaşıyor şimdi. Duyma, geçer, gidecek, bir şey yok bir şey yok bir şey yok. Hıçkırıklarımı yuttukça korkum daha da artıyordu bir yandan. Bayıltacak derecede sinirim arka plandaydı şimdi. Ölmek istiyordum, sürünmektense. Bunları yaşayıp görmektense ölmek o kadar tatlı ve sıcak geliyor ki gözüme. Cehennem doğduğun ev olabiliyormuş meğer, cisimlere değil hissettiklerine zincirliymiş.  Lütfen öleyim -bir şey yok- lütfen al canımı da kırma bacaklarımı! Bu ev benim gözyaşlarım yerine senin kirli kanınla sulanmalıydı oysaki. İçeri girmeni durduracak hiçbir şeyim yok küçük paslı kilidimden başka. Kapıyı kıracaksın biliyorum. Tekrar kendimi susturmaktan başka bir şey yapamazdım. Senin çatın senin duvarların altında eziliyordum adeta. Lanet çocuk, nasıl güçlü duramazsın? Genetik çöplük, nasıl istediğim gibi olamazsın? En büyük hatam, nasıl sırtına sıcak demirleri batırırken bana karşı gelirsin? Saygısız değilim, özür dilerim. Özür dilerim doğduğum için. Özür dilerim nankör olduğum için. Özür dilerim hasta olduğum için. Bir şey yok. Bir şey yok. Al canımı da kırma bacaklarımı. Odada ben varım fakat ben ben değilim sana bakarken. Ruhum çekiliyor suratını her gördüğümde. Sevginden, şefkatinden başka bir şey istememiştim baba. Sense sevgini kızgın demirlerle gösterdin bana. Al canımı da süründürme beni daha diye yalvardıkça bağrışların yükseldi. Güçsüz çocuk! Bilerek hasta ettin kendini! Sen benim karşımda sen miydin bilmiyorum. Bilmek isterdim. Babam olmanı isterdim. Taş elimden düştü düşecek. Sana karşı hep savunmasızdım baba, sev beni lütfen. Sev beni.

Annemin çığlıkları bilincimi açtığında camdan hızla geçen silüetle irkildim. Kırdım mı kafayı yoksa rüyada mıydım bilmem. Saçlar uçuşuyordu havada o saçlar ve bir uğultu kulağımda. Taşıma sarıldım bir anda odada dört kişi olmuşken. Annem, annemin savruluşu merdivenlerden, babam dediğim adam dimdik ayaktayken. Yalnızca sinirliydi, burun deliklerini kızgın bir boğa gibi şişirmişti. Sinirinden şevk akıyordu sanki, sinirli olmayı tutkuyla yaşıyordu. Her şeye ve herkese sinirlenebilirdi. Burun deliklerini şişirmesi için geçerli bir sebep gerekmezdi. Sinir içinde sarıca arılar gibi çoğalıyordu ve arttıkça şiddete dönüşüyordu. Ah annem, güzel annem. Saçlarını kestirmek istemişti, kestirmek istemişti çünkü hep saçlarından tutulup sürüklenirdi yerlerde. Eğer engel olmasaydım kestirmesine belki de ölmezdi, belki de hala sarılıyor olurduk. Beni sarardı sımsıkı ve çekmezdi ellerini sırtımdan. Öldürdü annemi, siniri şiddete dönüşürken kanlar raks etti duvarlarda. Sesler ve siyahlık uğultuyla yükselirken bağırdım, gülle gibi atarken taşımı babam denecek adama karşı. Bir fırtına esti evin içinden, ben kan görürken her yerde. Fırtına benim içimden mi çıkmıştı yoksa? Allahım sadece hastayım sadece hastayım. Ben hasta mıyım? Yığıldım tonlarca yere, iki kişi daha vardı yerde. Biri ölüyor, birinden kanlar akıyor ve başımda dikilen bir yaratıktır ki elinde balyozla. Babam haklıymış meğerse. Ettiğimi buldum, etimle budumla. Çektirdiğimi çekiyorum şu an. Sadece balyoz var kafama yaklaşan ağırlığıyla ki o ne hiddet. Son gördüğümde annemin cesedi yığım yığım yığılmış benle beraber. Kurtulduk diye mutlulukla kapadım gözlerimi. 

TAK SESİ çıktı balyozumu indirirken. Acılar içinde bir kız çocuğu ve ölü bir anne. Babayı acılar içerisinde geride bıraktım. Mahlukat, kurtulursan buradan o zaman şanssızsın. Peşine düşeceğim herkesin tek tek. Ve senin lanetli ruhunu ayırmaktansa bu eve bağlayacağım. Kızına çektirdiğin acıları çek diye. Yalnızlık içinde delirirken sen, tekrar göreceksin beni. Tekrar gördüğünde anlayacaksın; senden aldığım ruhu, kafaları neden ayırdığımı. Bir ayna bekleyecek seni. Ne sen gör kendini o zaman ne ben göstereyim sana suretimi.

Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on google
Share on pinterest
Share on telegram

Yazar

Yazar

Grafiker

Grafiker

Yazar

Grafiker