Geçmiş

Köpek nedir? Hayvan nedir? Ben bir hakaret miyim insanların ağzına? Pire torbası, daha çok kum torbası de bana. Beni boğ, zehirle, tecavüz et, parçalara ayır ve senin koca gövden, ellerinle yok oluşumu izle zevkle. Yavaş yavaş. Her hareketinden zevk alarak. Sana havlamam hoşuna gidiyor değil mi? Acıdan ulumam seni zevk doruğuna çıkarıyor. Yarı kör olmam seni şevklendiriyor. Sana itaat etmem, sevgi beklemem, kendi yemeğimi yapamayacak olmam seni mutlu ediyor tabii ki de. Kaçsam bile belli bir süre sonra sana geri dönmem ve bundan dram yaratman hoşuna gidiyor. Muhtaçlığımı görmen ne komik… Gerçekte sen muhtaçsın bana, kendi tanrını yarattın ve kendini bu tanrı profiline koydun. Bana karşı. Senden daha az gelişmiş olmam göklere çıkarıyordur seni eminim. Yapabileceğim ufak ataklar sana karşı güçsüzlüğümü belli ediyordur ve acımdan keyif alıyorsundur. Taktığın tasmayı daha sert sık. Canımın sana ait olduğunu belli etmiyorsa çıkar. Oynamamı, oturmamı, dans etmemi, bir şeyi yakalamamı, getirmemi iste. Şaklaban olmamı iste. Oyna benimle. Adımı sen koy ne önemi var? Ben bir oyuncağım. Can demen yazık eder senin soylarına. Düşünemezler de, çıkar bizi, beni, kendi dünyandan. Akılları yoktur de. Ne anlarlar bunlar de. Sonra tanrı zekanla süründür bizi, beni. Kaçtığımda köpek aklımın yetmediğini, tehlikeyi sezmediğimi san. Tehlike sensin. Hayır, tasmayı daha sert sıktığında tehlike bendim. İnsanlığa karşı, çocuklara karşı, sana karşı. Ama eğittiğin gibi davrandım hep. Tehlikeli eğitim. Yemek kokusu alamadım giderken. Ölmek istedim. Öl demeni istedim. Bunun için ulumaları yükselttim. Sana ait olmaktansa ölmek istedim her dakika. Öl demeni bekledim. “Hep uyuyor.” Evet. Hep öldüğümü düşünmek istiyorum uyurken. Beni ailemden ayıran sen ki yüce, kutsal varlık -sana göre- uyurken ya kendimi ya da senin ırkını öldürüyorum tek tek. Parçalara ayırıp kanlar içinde yüzmemi gördüğünü varsayıyorsun. Sadece ölüyorum. 

Yavruydum. oynuyordum, koşuyordum, serbesttim. Annem beni eğitirken çok sertti. Yaşamayacak kadar zayıfmışım. Beni bırakmak istedi. Çabaladım. Kardeşlerim gibi olmak istedim. Çabaladım. Onlar gibi olmasam da güçlendim. Annem yumuşadı. Bir kış sabahı siyahlar içerisinde üç gölge geldi. Annemi hareketsizleştirip bizi aldılar. Beni kafese tıktılar. Ne annemi ne de kardeşlerimi gördüm bir daha. Hep bir engel. Metal tadı. Oynamadım. Sıkıştırıldım. Uludum. Bir gün iki başka gölge geldi. Biri büyük diğeri daha küçük. Tutsak bulunduğum yerden aldılar beni. Başka bir yere götürdüler. Büyük, daha büyük bir yere. Bahçeleri de vardı. Oynayacakmışım burada. Oynamak mı? Ben mi? Bahçeye çıkartıp evimi gösterdiler bana. Yaşadığım kutuya benziyordu tek bir farkla, metalleri yoktu. Koklasın dediler. Sonra beni kucaklarına alıp başka bir yere götürdüler. Soğuk, beyaz ve ışıklı bir yere. Sevmedim burayı. Eski yerim gibi korku kokuyordu burası. Gözlerime baktılar, kulaklarıma bir şeyler soktular, derime bir şeyler batırdılar, ama yüzleri gülüyordu. Sağ gözüm tam görmüyormuş, yakında tamamen kör olacakmışım. Beni alan gölgelere baktım, üzgündüler. Tasma takmam gerekiyormuş, kaybolduğumda bulunayım diye. Boynuma garip bir şey taktılar, boğuluyor gibi oldum, çıkartmak istedim. Olmadı, alışır dediler. Çabaladım. Olmadı. Geri döndük. Evi koklattırdılar bana alışayım diye. Sonra bahçeyi. Korku kokmuyordu burada. Ta ki küçük gölge hastalanana kadar. Onlaydım hep, onu sakinleştirmek isterdim, kurtarmak istedim, bana yaptıkları gibi. Kokusu gitti zamanla. Beni de geldiğim yere geri götürdüler. Tasmayla.

Sonraki gölgeler bana acımadılar. Bir gözüm kör diye, dövdüler beni. Eğitimimin yeterli olmadığına karar verince daha da dövdüler. Acımasızca, buldukları her aletle. Beyaz, ışıklı korku kokan yer bile bana daha sakin gözükmeye başladı. Ölmek istedim. Kaçtım ellerinden. Sokaklar bana daha güzel göründü. Beni buldular. Tasmamı daha sıkı yapıp, daha da sertleştiler. Ölmek istedim. Uyumaya başladım, küçük gölge gibi. Kokumun kaybolmasını istedim. Benim hasta olduğumu duyunca ve yakında öleceğimi, iğne vurdurmayı kabul ettiler. Son nefesim ve kokular kayboldu.

Aslı Hazan İnci

Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on google
Share on pinterest
Share on telegram

Yazar

Yazar

Grafiker

Grafiker

Yazar

Grafiker