Geleneksel Sahne Sanatları

Günümüzde hepimiz çeşitli tiyatrolara, tek kişilik performanslara, sirklere gideriz ve birtakım canlı performanslara şahit olur ve eğleniriz. Kültürümüzde de bu ve bunun gibi etkinliklerin yüzyıllardır devam ettiğini hepiniz duymuşsunuzdur.

     Ancak geçmişte özellikle Osmanlı İmparatorluğunun batılılaşmadan önceki zaman diliminde bu etkinlikler kendine has özellikler içeren sahne sanatları olmuşlardır. Bu dönemde Orta Oyunu, Karagöz Oyunu , Aşuk ile Maşuk, Meddah ve Kanto gibi türler yer almıştır. 

    Bu dönemde sanatkarlar, ister melodram, ister komedi, ister trajedi olsun, oynadıkları eserleri, oyunlarını sergiledikleri zamana, ortama ve seyircinin özelliklerine göre değiştirmişlerdir. Bazen oyunun konusu bile hiç düşünülmeden halkın sevip benimseyeceği bir isimle bile değiştirilmiştir. Bundan sonra da hikayenin  kurgusu yöneten tarafından ana hatlarıyla belirlenmiş ve sahneye çıkan her oyuncu doğaçlama görev yapmıştır. Buna ayrı bir tür olarak doğaçlama (tuluat) tiyatrosu denir. Tuluat tiyatrosunda bazen de kantocular kanto söylerler ve müziği de sanatın içine katmış ve sahneyi renklendirmiş olurlardı.

   Osmanlı Halkı bu tür sanatsal sahne oyunlarıyla genellikle Ramazan ayında eğlenmişlerdir. Çünkü Ramazan, günümüzde olduğu gibi o dönemde de oldukça önemli bir yere sahipti ve bu ay insanlar arasında sevinçle karşılanırdı. Özellikle Direklerarası Eğlenceleri adı verilen bir çadır içinde gerçekleştirilen ve sirke benzer bu eğlenceler, Ramazan aylarında halkın eğlence kaynağı olmuştur.   

    Bu türlerin en önemlilerinden birisi olan Meddahlık diğer türlerden farklı olarak sadece güldürü amaçlı değil halka çeşitli savaş, acı, kasvet, güldürü, dram temalı hikayeler anlatan bir halk insanıydı. Meddahlar genellikle kahvehane gibi insanların zamanlarını geçirdikleri alanlarda hikayelerini anlatırlardı. Meddahlık mesleği taklit, etkileyicilik ve insanların odağını çekme gibi özellikler gerektiriyordu. Bu tür kendisine halk içinde ve sarayda da uzun bir süre yer bulmayı başarmıştır.

    Karagöz ise bir tür gölge oyunu olarak  geleneksel sahne sanatlarının en bilineni ve en çok sevilenidir desek sanırım yanılmış olmayız. Zira günümüzde hala devam eden bu tür, söylentiye göre Hacivat ve Karagöz adında 14. Yüzyılda Bursa’da cami yapımında çalışan 2 işçiyi temel almaktadır. İkili arasındaki nükteli konuşmaların diğer işçileri oyaladığı gerekçesiyle bu ikili, dönemin sultanı tarafından öldürülmüşlerdir.   

    Yine en çok adını duyduklarımızdan birisi olan Orta Oyunu ise çevresi insanlarla kaplı bir alan içinde oynanan , yazılı bir metne dayanmayan ve içerisinde raks ve müziğin de bulunduğu doğaçlama bir türdür. Yine bu tür de kahvehane, han gibi alanların yanında genellikle açık alanlarda oynanmıştır. Oyunun oynandığı orta alana da Palanga adı verilir. Orta Oyununun kahramanları Kavuklu ve Pişekardır. Bu karakterler Karagöz oyununda bulunan Karagöz ve Hacivatın karşılıklarıdır. Yine bu oyun da karşılıklı yanlış anlaşılmalara ve söz oyunlarına dayanmaktadır. 

    Bu türlerin dışında Geleneksel Sahnemiz daha birçok türe sahip zengin bir daldır. Bu sanatlar edebi ve sanatsal değerlerinin dışında,doğaçlamanın yanında zaman zaman gerçek olayları da aktardıkları için tarihi de günümüze taşımayı başarmış birer tarihi değerdirler. Umuyorum ki bu sanatların kaybolmasına izin vermeyiz ve kültürümüzün yozlaşmasının önüne geçmiş oluruz. 

Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on google
Share on pinterest
Share on telegram

Yazar

Yazar

Grafiker

Grafiker

Yazar

Grafiker