Mekanlar ve Hisler Üzerine : Gar Binaları

Bir metal yığınının cam gözlerine umutsuzca el sallamadık mı her birimiz? Bu hissi iyi biliyoruz. Veda…
Tren raylarının hemen gerisinde ya bir sevdiğimize kaldırdık elimizi ya da arkamızda bıraktık her şeyi ve veda ettik o şehre. O koltuktan kim indi peki, nerden geldi, ona kim veda etmişti, şimdi kiminle kavuşuyor? Tren garları büyük bir hastaneye benzer; doğum da var ölüm de. Yeni heyecanlara gebe yüzler var yaşlı gözlerin baktığı yerde. Yük var tren garlarında. Duygu yükü…

Gar binaları, her an sığınabileceğiniz şefkatli ve görkemli duraklar. Gar binası tren raylarının yol üstünde kurulmuş bir duraktan ibaretken nasıl oldu da bu kadar ikonik yapılara dönüştü acaba. Ne zaman bir şehrin simgesi haline geldi. Bir şehri garlarından tanırsın bir şehirle gar binasında tanışırsın. Ceplerinde getirdiğin ayrılığı, aşkı, vedayı, yalnızlığı, kaçışı, merakı, heyecanı orada bırakırsın. Trenden ilk adımı attığında başlar maceran.

Tezattır ama trende olmak durağandır. Haygi duyguyla ayrılırsan ayrıl başka bir duygu ile inersin trenden. Her şey o gara atılan ilk adımla başlar. Bu yüzdendir ki bence tren fotoğrafları hep biraz siyah beyazdır. Ayrılık da kavuşma da saklıdır tren yolculuklarında. Ama yüksek tavanları, geniş açıklıkları, cam gözleri ile tren garları çok kalabalıktır çok renklidir. Tüm duygular sinmiştir taştan duvarlarına. O pencereden göğe bakılmışlığı bilirsin umutsuzca ya da tüm umuduyla. Bu yüzden kalabalık olur tren garları. Ve rengarenk. Her gün her saat kucaklar hangi şehirde olduğunu, saatin kaç olduğunu, havanın durumunu algılarsın gar binasından. Tren garları bir yaşanmışlıktır hala devam eden.

Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on google
Share on pinterest
Share on telegram

Yazar

Yazar

Grafiker

Grafiker

Yazar

Grafiker