Nobody’s Home

Bir cumartesi günü, fotoğrafı çekilebilecek ilginç bir şeyler aramak için şehrin sokaklarında başıboş geziyordu. Bir restoranının önünde uyku tulumuyla uyuyan bir kız dikkatini çekti. Fotoğrafını çekebilmek için kızın biraz uzağında durdu.

Durumu fark eden küçük kız telaşlandı ve apar topar kaçmaya başladı. Fotoğrafçı çok utanmış ve ne yapacağını şaşırmıştı. Kaçmalı mıydı, yoksa gidip pişmanlığını mı dile getirmeliydi? Neyse ki ikincisini tercih etti.

Onun peşinden gitti, özür diledi ve hayat hikayesini dinledi. Küçük kız, Londra sokaklarında yapayalnız kalmış bir evsizdi. Evsiz… Kimdi bu evsizler? Nasıl yaşarlardı, ne yaparlardı?

Herkesin hayatında bir dönüm noktası vardır. Bu fotoğrafçınınki de bu kız oldu. Hayatının akışını, düzenini değiştirdi. Kendisini, bu küçük gibi sokakları ev edinmiş kişilere adadı. Onlarla tanıştı, hayatlarına girdi, hatta bir süre sokaklarda yaşadı. Her birinin hikayesini dinledi, dertleşti, etkilendi ve fotoğraflarını öyle çekti. Çektiği fotoğrafları yayınladı. Onları ve acılarını dünyaya tanıttı.

Diğer fotoğrafçılar herkes gibi evsizlerden korkuyor, onları uzaktan fotoğraflıyordu. Onun amacı ise evleri olmasa da bir hayatlarının olduğunu insanlara tanıtmaktı. Lee Jeffries ‘i diğerlerinden ayıran şey buydu.

Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on google
Share on pinterest
Share on telegram