Oğuz Atay

‘‘Ben buradayım sevgili okuyucum, sen neredesin acaba?’’ diye haykıran, anlaşılmayı bekleyen, bir adam: Oğuz Atay.

12 Ekim 1934’te Kastamonu’da gözlerini açar dünyaya. Hitler’in iktidara geldiği andan başlayarak kasvetli bir Türkiye’de geçirir çocukluğunu. Savaşın etkilerinin hissedildiği, yokluklar içindeki bir Türkiye’de. Hukukçu bir babanın, öğretmen bir annenin içine kapanık bir çocuğudur. İç dünyasını yazarak ya da çizerek dışarı vurur. O her şeyi gören ve düşünen sessiz bir tanıktır.

1939’da babası Cemil Atay milletvekili seçildiği için Ankara’ya taşınmak zorunda kalır. Lise eğitiminden sonra babasının ısrarı üzerine İstanbul Teknik Üniversitesi İnşaat Fakültesi’ne başlar. Mezuniyetinin ardından İstanbul Devlet Mühendislik ve Mimarlık Akademisi’nde öğretim üyeliğine, 1975 yılında ise doçentliğe yükselir.

2 Haziran 1961’de liseden arkadaşı Fikriye Hanım’la evlenir ve kızı Özge doğar. 6 yıl kadar sürer evlilikleri. Kendini kitaplardan ayıramayan bir adam vardır çünkü.

Edebiyata adımı askerliğe gitmesiyle gerçekleşir. Orada Cevat Çapan, Vüs’at Bener gibi önemli edebiyatçılarla arkadaşlık eder. Bunun üzerine sosyalist ve marksist görüşlü Pazar Postası adlı dergide yazmaya başlar. Bu iki arkadaşı sayesinde Attila İlhan gibi isimlerle tanışma fırsatı bulur.

‘’Edebiyatın mutfağına girmeden direkt salona dalan adamım ben’’ der kendi için Oğuz Atay ve ilk kitabı Tutunamayanlar’ı 1970’te çıkarır. Modern şehir yaşamının kurullarına, beğenisine ve yaşam biçimine ayak uyduramayan; topluma yabancılaşmış yalnız insanlardır Tutunamayanlar. Rahatça yaşamak varken onlar, düzene karşı çıkarlar ve sorgularlar. Bireylerin içinde yaşadığı yalnızlığın, toplumdan kopuşların, kalıplaşmış düşüncelere yabancılaşmanın kitabıdır; fakat kitabı basmaya yayınevi bile bulamaz.

1970 yılında TRT’ nin düzenlediği hikaye ve roman yarışmasında, eserinin niteliğinin karşılığını ancak alır. Onca romanın arasından yayınlanmayan tek onunki olmasına rağmen birinci olur ve yarışma ilk eserinin basılmasına sebep olur.

Sadece yazılarındaki konularla değil üslubuyla da yerleşik değerlere baş kaldırır Oğuz Atay. Oturup da düşünmenin gerektiği zamanların metinleridir bunlar. 1973’te Tehlikeli Oyunlar, Bir Bilim Adamının Romanı, Korkuyu Beklerken romanlarını yazar ama yine istediği ilgiyi alamaz.

‘’Beni hemen anlamalısın, çünkü ben kitap değilim, çünkü ben öldükten sonra kimse beni okuyamaz, yaşarken anlaşılmaya mecburum’’ der. Tüm mücadelesi budur aslında: anlaşılmak. İnsanlardan ümidi kesip kendini günlüklere vermesinin, kitaplarla dertleşmesinin, sessizliğinin altında hep bu sebep yatar. Beynindeki iki tümör yüzünden henüz 43 yaşında can verene kadar kimse anlayamaz onu. O da çok sevdiği Dostoyevski gibi öldükten sonra anlaşılmak zorunda kalanlardandır.

Kaynakça:

Oğuz Atay, Tehlikeli Oyunlar, İletişim Yayıncılık, 2000

Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on google
Share on pinterest
Share on telegram

Yazar

Yazar

Grafiker

Grafiker

Yazar

Grafiker