Performans Sanatı

Yeryüzünde sayısız yıkım yaşandı. Büyük savaşlar, ilginç politik eylemler, insanlığı derinden sarsan krizler. Her şeyin sorgulandığı ve dünya düzenin değişmeye başladığı özellikle II. Dünya Savaşı sonrasında sanatçılar da tepkilerini kendi araçlarıyla gösterdiler. Performans sanatları, 60’lı yıllarda tam olarak bu sebeple sesini duyurmak ve eleştirmek isteyen sanatçılar tarafından ortaya çıkmıştır.

 Kitleler tarafından, eleştiri tabanlı bir sanat akımı olması sebebiyle Dadaizm ile benzerlik gösterdiği savunulmaktadır. Dadaizm’in, halihazırdaki sanat akımlarına ve mantıksızlığa açtığı savaşı performans sanatları toplumda yerleşik bütün kurallara karşı açmıştır. Kuraldışı ve aykırı olmak temel taşlarını oluşturur. 

 Sanatçıların ekipmanı bedenleridir ve aktarmak istedikleri duyguyu bedenlerini kullanarak izleyiciye aktarırlar. Bir metne bağlı olmamaları, sanatçının ruh hali ve düşüncelerinin yansıması olması diğer birçok sahne sanatından ayıran özellikleri arasındadır. Doğaçlama bir tür olmasından dolayı tekrar sahnelenemez bu nedenle fotoğraf veya video olarak kayıt altına alınır. 

 Alışılagelen sanat anlayışının baz aldığı konulardan tamamen farklı amaçlar güder. Chris Burden performans sanatçıları arasında en sansasyon yaratan gösterilere sahip sanatçılardan biridir şüphesiz. 1971 yılında Vur (Shoot) isimli çalışmasında toplumda artan şiddet konusunu eleştirmek amacıyla asistanından kendini kolundan 22 kalibrelik bir silahla vurmasını istemiştir. İnsan bedeninin ve mantalitesinin sınırlarını ölçmek için yaptığı gösterilerden birinde de kendini bir dolaba kilitlemiş, dolaba girmeden birkaç gün önce yeme-içmeyi bırakmış ve 5 gün boyunca dolaptan çıkmamıştır. 

  Burden ile yapılan bir röportajda, gösterilerini şu sözlerle açıklamıştır, “Başka ne olabilir? Tiyatro değil. Vurulmak gerçekten olmuş bir şey. Yirmi gün boyunca yatakta yatmak. Bunda yapmacıklık ya da olmamışı olmuş gibi gösterme yok. Orada birkaç saat kalmış ya da her gün eve gidip mükellef bir akşam yemeği yemiş olsam tiyatro olurdu bu.”

Marina Abramoviç de acı duygusundan beslenen sanatçılardan biridir. Kendini yaralama, oksijensiz kalma temelli gösterilerde bulunmuştur. Henüz 23 yaşındayken gerçekleştirdiği Ritim 0 (Rhytm 0) adlı performansı tüyler ürperten bir şekilde sonuçlanmıştır. Seyircilerin önünde hareketsiz dikilmesi ve yanındaki masada bulunan 72 objeyi kendi üzerinde diledikleri gibi kullanmalarına izin vermesiyle başlayan performans, seyircilerin Marina’yı öpüp ona gül hediye etmeleriyle devam etmiştir. Fakat zaman ilerledikçe seyirciler taşkın davranışlar sergilemiş ve Marina’ya fiziksel zararlar vermeye başlamışlardır. Seyircilerden birinin kıyafetleri yırtılan ve yaralanan Marina’nın kafasına silah dayaması ve bir başka seyircinin bunu engellemeye çalışması sonucu çıkan kavgayla birlikte gösteri sona ermiştir.   

 Sanatçıların gerçekleştirdiği gösterilerle dayanıklılıklarını göstermenin yanı sıra kendi bedenlerini toplumun aynası olarak kullanma amacının yattığını da söylemek yanlış olmayacaktır. Performans sanatı, bedeni esas alarak, sanatın bir kalıba sokulmasını ve sanata konu olabilecek unsurların basmakalıplıktan uzak olması gerektiğini kendi yöntemiyle savunur.  Sanatta her zaman güzel olanı gösterme zorunluluğuna başkaldırır. “Oysa neden herkes kendi yaşamından bir sanat eseri yaratmasın ki? Neden bu lamba ya da şu bina bir sanat eseri olabilsin de benim yaşamım olamasın?” (Foucault, 1983, s. 236)

Kaynakça 

Michael Foucault, “On the Genealogy of Ethics: An Overview of Work in Progress”, Beyond Structuralism and Hermeneutics, The University of Chicago Press, 1983, s. 236

Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on google
Share on pinterest
Share on telegram
Yazar - Sosyal Medya
Yazar - Sosyal Medya

Yazar

Yazar

Grafiker

Grafiker

Yazar - Sosyal Medya

Yazar

Grafiker