Philippe Halsman

“Gerçek bir fotoğrafçının isteği, bir insanın gerçek özünü yakalamaya çalışmaktır.” derdi usta portreci Philippe Halsman. Karakterlerin en içteki varlıklarını ortaya çıkarmak için yüzlerindeki perdeyi kaldırmaya çalışırdı.

Halsman, 2 Mayıs 1906’da Riga’da doğdu. Yahudi bir ailenin çocuğu olarak büyüdü ve Dresden’de Elektrik Mühendisliği Bölümü’nü okudu. Hayatının en büyük talihsizliğini 1928 Eylül’ ünde, babası Morduch ile seyahate gittiğinde yaşadı. Seyahat sırasında babası başından aldığı yarayla hayatını kaybetti. Durum aydınlatılamadığı için de Halsman, babasını öldürme suçundan 4 yıl hapse mahkum edildi. Olay 1931’de sonuçlandı ve Halsman Avusturya’ya bir daha dönmemek koşuluyla serbest bırakıldı.

Yaşadığı bu kötü deneyimin sonucunda yeniden doğan Philippe, hayata yeni başlangıçlar yaptı ve kendini fotoğraf çekmeye adadı. 1934’te Montparnasse’de portre stüdyosunu kurdu. Andre Gide, Marc Chagall, Andre Malraux, Le Corbusier gibi yazar ve artistleri fotoğraflarken kendi tasarladığı yenilikçi çift lens refleksli kameralarını kullandı.

Fransa’ya gittiğinde moda dergilerinde işe başladı ve kendisini fark ettirmesi çok uzun sürmedi. Fransa’nın adından söz edilen fotoğrafçılarından biri oldu. Göze çarpan karanlık fotoğrafları ve deneyimli odak noktaları ünlü olmasını sağlayan en büyük etkenlerdendi.

Yaşadığı bölgede savaş çıkınca aile dostları Einstein’ın yardımıyla Amerika’ya gitmek için bir vize elde etti. Amerika’da da üretkenliği hızla artan Halsman, 1942’de Life Magazin dergisinde şapka tasarımlarını fotoğraflamak için işe başladı. Bu çalışma Life Magazin için yaptığı 101 çalışmasından sadece ilkiydi.

Halsman kariyerinin en yaratıcı dönemlerini, zamanla arkadaş olduğu Salvador Dali ile elde etti. Dali gibi karmaşık birinin portresini çekmek ve tek kareyle anlatmak oldukça güçtü. Dali’yi fotoğraflarken portreye canlılık katacak bir teknik geliştirdi ve ‘’Sıçrama’’ adını verdi. İnsanlar zıplarken harekete odaklanır, yüzlerindeki maskeyi unuturlardı. Bu sayede kişilerin en doğal halini ortaya koymuş olacaktı. Bu tekniği ilk olarak Dali’ye uyguladı ve ressamının kendisi kadar olağanüstü bir görüntü elde etmek için kolları sıvadı. Dali için bir sahne yarattı. Kullandığı eşyaların hepsini tavana asarak yerçekimini kırdı. Geriye Dali tasviri için tek bir şey kalmıştı: Kaos. Kaosu elde etmek için hareketi kullandı. Yardımcılarının birinin eline bir kova su diğerinin eline ise üç tane kedi verdi. Birden dörde saymaya başladı. Birinci saniyede herkes pozisyonunu aldı, ikide harekete hazırlanıldı, üçe gelindiğinde kediler ve su fırlatıldı, dörtte ise Dali zıpladı ve fotoğraf çekildi.

Bu şekilde oluşan 26 deneme sonunda istenilen kareye ulaşıldı ve Halsman fotoğraf makinesi ile adeta sürrealist bir resim çizdi. Bunu henüz yıl 1948 iken ve photoshop icat edilmemişken kendi zekasıyla ve yeteneğiyle başardı. Kendisinin başarısını tanıtan en önemli eseri bu fotoğraf karesi oldu.

1979’a kadar uzanan ömrü boyunca çok şey denedi ve çok cesaret örneği gösterdi. Portre kavramına yeni bir üslup ekledi. Fotoğrafları çekerken yapılan sayımın, sadece son rakamına anlam yüklemekten vazgeçip, her bir rakamda yapılan hareketle fotoğrafa canlılık verdi. Bir, iki, üç, dört…

Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on google
Share on pinterest
Share on telegram
PR - İletişim Koordinatörü
PR - İletişim Koordinatörü

Yazar

Yazar

Grafiker

Grafiker

PR - İletişim Koordinatörü

Yazar

Grafiker