Tim Burton

Rengarenk evlerin olduğu sakin bir kasabada, evlerin içinde düzenli ve sevimli yaşamlarıyla birlikte renkli insanlar. Kasabanın devamında yer alan çocuk yuvası içinde barındırdığı öğrencileriyle kurulu düzenin aynası olarak yansıyor. Etrafta koşuşturmakta olan çocukların sesleri kulağa cıvıltı şeklinde geliyor. Tüm bu inşa edilen rengarenk dünyanın içerisinde kendi köşesine çekilmiş yalnız bir çocuk. Uzun ve sivri yüz hatları, büyük belirgin gözleri, soluk teniyle birlikte duvarlara resim çiziyor, kendi kendine konuşuyor. 

Eğer Hollywood’u bir çocuk yuvası olarak tanımlasaydık bahsettiğimiz o çocuk, işte Tim Burton.

Timothy William Burton 1958’de Amerika’nın Kaliforniya eyaletinde dünyaya  gelmiştir. Çocukluğundan beri beslenmiş olduğu korku eserleri ve farklı düşünce yapısı ile daha yaşamının başlarında, onun şuan ki belirgin üslubunu oluşturacak temelleri atmıştır. Kariyerinin başlangıcında Walt Disney’de animatör olarak işe başlamış, Disney’in klasik üslubunu sarsacak kendi ruhunu ortaya koyan çizimler yaparak, karakterlerin tümünde ortak bulunan yarı ölü, karanlık ögeler artık onun imzası haline gelmiştir. 1982 yılında Vincent adlı kısa metrajlı stop-motion (modeller ile yapılan duraklı çekim) filmi çekmiştir. 1984 yılında Frankenstein uyarlaması olan “Frankenweenie” adlı animasyon filmi, barındırdığı karanlık ögelerden dolayı gösterime alınmamış ve böylece Walt Disney ile yolları ayrılmıştır. Kariyerinin devamında genel çizgisini bozmadan, yüksek gişe işlerde iyi oyuncularla çalışmış ana akım yönetmenlerden bir tanesi haline gelmiştir.

Batman (1989) ve devam filmi Batman Returns (1992) Tim Burton’un parmaklarının ucunda hayat kazanmıştır. Çizgi roman uyarlaması olan bu filmde, ahşap ve iki boyutlu düzlemler kurarak inşa ettiği Gotham şehri ile karikatürize etki oluşturmuştur. Ardından gelecek olan Christopher Nolan yapımı Batman filmlerinde çizgi romanlardaki gerçeküstü olayları, kullandığı teknik detaylar sayesinde gerçek hayata uyarlarken, Tim Burton gerçek noktasından alıp çizgi dünyaya yansıtmıştır.

Edward Scissorhands (1990) filmi Johnny Deep ile olan kadim dostluğunun temellerini kurmuştur. Bir mucit tarafından yapılmış makaslardan oluşan elleriyle Edward’ın başından geçenleri konu alarak, bir nevi Burton’ın çocukluğundan izler barındırmış ve eleştrilere maruz kalmıştır.

Tim Burton’ın yazıp prodüktörlüğünü yapmış olduğu “The Nightmare Before Christmas” (1993), Henry Sellick tarafından yönetilmiş olup Denny Elfman soundtrack (film müziği) imzalı ilk uzun metraj stop-motion (modeller ile yapılan duraklı çekim) animasyon filmidir.

Ardından Ed Wood (1994), Sleepy Hollow (1999), Big Fish (2003), Charlie And The Chocolate Factory (2005), Dark Shadows (2012) filmleri ile kariyerinin ve estetik anlayışının devamını sağlamıştır. 

Yaratıcılık kavramının uç noktalarında bulunan Tim Burton, farklı mantıklarla bilinci zorlaması ve bunu yaparken de saçmalayıp hikayeyi anlamsızlaştırmakla, derin kılmak arasındaki çizgiyi ayırt etmekte oldukça başarılı bir yönetmendir. Karşıt iki kavramı birlikte kullanan Burton’ın dünyasında, hiçbir şey salt olarak bulunmaz. Komedi ve hüzün, karanlık ve renkler, ölüm ve yaşam bir arada işlenir.

Uçuk senaryolar ile ele aldığı Grotesk üslubu Burton’ın stilini yansıtmaktadır. Yapımlarında kullandığı uzun ve sivri yüz hatları, büyük etkili gözler, proporsiyonu bozuk kapılar ve odalar onun imzasını taşımakta, karanlık etkiyi gözler önüne sermektedir. Hikayeler modern zamanlarda geçse bile kullandığı kostümler 19. Yüzyıl Viktorya sanat estetiğini ve Hollywood dokunuşlarını yansıtarak seyirci için adeta bir kara delik açmakta ve zamanı bükmektedir. Kadın karakterlerin tablodan fırlamışçasına benzer şekilde akan sarı bukleleri, soluk beyaz tenleri, zarif önlüklü kıyafetleri ile derin alt metinli  karanlık hikayelerde işlenmesi Tim Burton’ın farklı sanat anlayışlarını sentezlemesine çarpıcı bir örnek niteliği oluşturmaktadır. 

Tim Burton için çeşitliliğin varlığı sadece karakterlerde değil mekanlarda da yer almaktadır. Grotesk üslubu ile, modern dünyanın dayattığı tekdüze yaşam üzerine yaptığı eleştrilerini mekanlarda; soluk renk seçimleri, karakterlerin ruh halleri, gotik mimarinin sivri ve görkemli yapısını ile çarpıklık ve sivrilik kullanarak yansıtmaktadır. Bu noktada Alman Dışavurumcu sanat akımını ışık gölge etkilerinde, abartılı setler ve dekor araçlarında kullanarak, görkemli gotik yapılı mekanları güneşli Amerika sokaklarına taşımaktadır. Filmlerinde yer alan yapılarda; sivriltilmiş kemerler, ihtişamlı yüksek kubbeler, büyük kütleli cepheler ve bol kullanılmış vitray unsurları oldukça sık görülmektedir. Mekanın seyirciye yansıttığı karanlık algısını karakterlerde yalnızlık unsurları ile hissettirmektedir. Karakterlerin özelliklerini ve duygu durumlarını yaşadıkları mekana yansıtan Burton, yapımlarında farklı birçok üslubun etkileri görülse de kendine has izleri nedeniyle tarzı “Burtonesque” olarak tanımlanmaktadır.

Küçük çocuk ellerine bulaşmış boya lekelerini kullanarak duvara izler bırakmaya devam ediyordu. Hayali arkadaşı alnında ter ve dilindeki gerçekler ile yanı başındaydı. 

“Keçileri mi kaçırdım sence?”

“Korkarım sen delisin. Çatlaksın. Sıyırmışsın. Ama sana bir sır vereyim… İyi insanların çoğu öyledir.” (s.04)

Kaynakça:

Lewis Carroll, Alice Harikalar Diyarında, Doğan Egmont Yayınları, 2017

Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on google
Share on pinterest
Share on telegram

Yazar

Yazar

Grafiker

Grafiker

Yazar

Grafiker