Tlaloc

Korkulu ve bir o kadar da yüce tanrı Tlaloc, bulutlarla kaplı yüksek dağların tepesindeki köşkünde kuraklıktan aciz durumda olan halkının isteklerine kulak kabarttı. Tek dilekleri, ekinleri yeşertme gücüne sahip olan bir miktar suydu. Adına yaraşır bir davranışla toprağın nektarını yeryüzüne yağdırdı Tlaloc. Yağdıkça yağdı yağmur, önce fırtınaya sonra kasırgaya dönüştü. Umutları yeşerten yağmurun şimşeklerle bezenmiş yok edici ve kışkırtıcı gücüne de sahip olan Tlaloc, halkı tarafından sadece saygı görmek değil korkulmak da istiyordu belli ki. 

Meksika’nın yerli halkı olan Aztekler’in mitlerinde bolca bahsi geçen yağmur ve fırtına tanrısı: Tlaloc. Tropikal ülkelerde yağmur, insanlar için ölümcül derecede önemli bir sorundur. Yağmur yağmazsa ekinler kurur, halk açlıkla yüzleşir; yağmurun fazlası da felaket getirir. Bu nedenle Tlaloc’un Aztek yerlilerince imgelenmesi bu denli şeytani ve güçlüdür. Mexico City’de bulunan Milli Antropoloji Müzesi’nde sergilenen, 7 metre uzunluğunda ve 168 ton ağırlığındaki 8.yüzyılda taş oyularak yapılan bu görkemli Tlaloc heykeli, Aztek mitolojisinde kolayca tanınabilir özelliklere sahip olan tanrılardan bir tanesidir. Heykelin ağzından fırlayan sivri, zehir saçan dişleriyle ağzının çevresinde dolaşıp burnunun kenarlarında birbirine sarılan çıngıraklı yılan vücudu Tlaloc’un ayırt edici özelliklerindendir. Birbirine geçmiş yılanların yarı gövde ve kafaları da figürün göz kısmında kendine yer edinmiştir. Gökteki şimşek kıvrılan bir yılana benzer ve bu yüzden birçok Amerika topluluğu, çıngıraklı yılanı kutsal bir yaratık olarak tanımlar. Görünen o ki Tlaloc heykeli taşa oyulurken sahip olduğumuz gerçek ölçülere uygun, birebir yapılan heykel anlayışından farklıdır. Sanatçının, Aztek Tanrısı’nı kalıpların dışında bir yüz ile imgelemek istediği ve bunu sahip olduğu teknik yetersizlikten dolayı da yapmadığı anlaşılmaktadır. Eğer bu uygarlıkların ürünleri bize imgelemden uzak ve doğa dışıymış gibi görünüyorsa bunun sebebi, aktarmak istedikleri düşüncelerde saklıdır. Yağmur tanrısının imgesine, şimşeklerin gücünü temsil eden kutsal yılanın vücudu oldukça uygundur.

Hayvan figürlerinin sahip olduğu sembolik özellikleri kullanarak eserler üreten ilkel topluluklar; sadece heykel, resim ya da günlük kullanılan eşyalarla değil aynı zamanda özel törenlerde kullanılan maskelerle de bu sembolizmi yaşatmışlardır. Belli mitolojik hayvanların fiziksel özelliklerini maskelere işleyen sanatçı, o hayvanın sahip olduğu sembolik anlamları daha da güçlü kılmıştır. Birçok kabilenin sahip olduğu bu maskeleri kullanan kişi, kendisini biçim değiştirmiş, yerine geçtiği ya da özelliklerini kazandığı hayvan haline dönüşmüş hisseder. Aynı zamanda hem insan hem hayvan olunabilen bir tür düş dünyasında yaşadıkları düşünülebilir. İlkel toplulukların yaptığı birçok maskenin benzer sembolik anlamları olabileceği gibi tahmin dahi edilemeyecek bilinmeyenleri de olabilir. British Museum’da sergilenen yağmur ve fırtına tanrısı Tlaloc’u simgeleyen maskenin; Meksika’da sergilenen heykelle birebir aynı sembolik özelliklerinin olması şaşırtıcı değildir. Tanrı Tlaloc’un yılan maskesini (Quetzalcoatl) takan birisi şüphesiz kendisini eşsiz turkuaz ve mavi mozaik taşlarının ardında yeryüzünü kaplayan suları ve bitki örtüsünü etkileyecek güce sahip hisseder. Devasa Tanrı Tlaloc heykelinin gözlerine bakan birisi sadece kutsal yılanın kabartmalarını görmez. Çıngıraklı yılan, yağmurlu bir günde gökyüzünde beliren şimşeği hatırlatırken, fırtınayı da unutturmaz. Yağmura muhtaç aciz kulları, adeta imgelerin büyüsüyle etkisi altına almıştır bile.

Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on google
Share on pinterest
Share on telegram
Yazar - Grafiker - PR
Yazar - Grafiker - PR

Yazar

Yazar

Grafiker

Grafiker

Yazar - Grafiker - PR

Yazar

Grafiker