Türk Canavarları Sözlüğü

Şamanist Söylencelerde Canavarlar ve Şeytani Ruhlar

Geçmişten günümüze kulaktan kulağa yayılmış ya da yazılı tarihte yeri olan doğaüstü hikayeler bulunmakta. Bu hikayeleri kimin anlattığı veya yazdığı, nasıl ortaya çıktığı belirsizdir ama bir şekilde insanlar, kötü ruhlar hakkında hikayeler anlatmışlardır. Bazen bu hikayeler çocukları korkutup onları susturmak için anlatılmışken bazen de  insanlar başlarına gelen olayları çevrelerine anlatmışlardır. Bu durum söylencelerin bugüne kadar gelmelerine sebebiyet vermiştir. İnsanlar bu söylencelere inanıp inanmama konusunda ise her zaman ayrılmışlardır. Ben söylencelere inanan  ya da inanmak isteyen kesimdeyim çünkü böyle şeylerin birdenbire uydurulması bana biraz tuhaf geliyor. Birbirini hiç tanımayan farklı topraklarda yaşayan insanların tek bir varlığı aynı özellikleriyle anlatması ve bu varlığa benzer isimler vermesi tesadüfi ya da uydurulmuş bir şey olmasa gerek. Çocukluğumu düşündüğümde babaannemin bana anlattığı doğaüstü hikayeler aklıma geliyor, ona da babası anlatırmış. Belki çocukluğumda dinlediğim doğaüstü hikayelerden dolayı bu denli inançlıyımdır. Eminim sizler de büyükleriniz sayesinde en az bir tane biliyorsunuzdur.

Türk Canavarları Sözlüğü’ne  gelecek olursak; Ahmet Burak Turan bu kitap için birçok kaynağı tarayarak Anadolu’nun, Balkanlar’ın ve Kafkasya’nın birçok bölgesini dolaşarak yazmıştır. Kitapta canavarların kökenlerini, dış görünüşlerini ve onlardan nasıl korunmamız gerektiğini öğreniyoruz. Bu bilgileri edinirken de Aslı Ekim’in canavar çizimleri, kitabı daha da hareketli bir hale getiriyor. 

Tarih boyunca anlatılan mitler, hikayeler netliği olan şeyler değildir. Bu kitapta da okuyacağımız gibi ilk insan topluluklarının bilgi durumu şu ana göre çok daha sınırlıydı, özellikle Türk toplumlarında İslam dininden önce Şamanizm öğretisi var iken. Bu öğreti içerisinde olan atalarımız karşılaştıkları hastalıkları, doğa olaylarını şeytani bir varlığın yaptığına inanıyorlardı. Çünkü insanlar bilinmeyenden, ölümden, hastalıklardan, karanlıklardan, vahşi hayvanlardan ve gücünün yetemeyeceği her şeyden korkarlar. Bu korkulara da zamanla bir kılıf uydurulur ve bunlar mitlere; kötü, şeytani ruhlara dönüşür ve insanlara zarar vermeye başlarlar. Bu zararlar karşısında -Şamanlar devreye girerek- insanları o şeytani varlıktan kurtarmak için ayinler ve adaklar gerçekleştirilir. İnsanlar, bazen kurtulur bazen ise eriyip giderler. İşin özündeyse Şamanlar dönemin tıp bilgisine yeteri kadar sahip olmadıklarından ve dönemde yaşanan sara hastalığı, sarılık hastalığı, cüzzam, uçuk, kızamık, şizofreni, uyku felci, doğum sonrası sendromu gibi birçok rahatsızlığı bilmediklerinden her birini kötü ruhlara bağlayıp bunlara isimler ve görüntüler yüklediler. Onlar için Türk topraklarında her bir hastalığın bir ruhu vardı ve genellikle insana zarar verirdi. Kitap bu ruhları bize tane tane anlatıyor.

Dediğim gibi ben bu ruhların bazılarının varlığına inanan insanlardanım ve onlardan bir şekilde korunabileceğimize de inanıyorum. Örneğin nazar boncuğu takarak, metal bir şey taşıyarak, kırmızı giyerek, pantolonu ya da atleti ters çevirerek, evin girişine pancar gömerek… Herkes bunlara inanıp inanmamakta özgür ama her şeye rağmen bunlar kültürümüzde yeri yadsınamayan değerlerimizden. Özlerimize geri dönüp bazen onları hatırlamamız gerek ve bu kitap hatırlatıcı konusunda güzel bir başlangıç. Belki bu sayede nenenizin, dedenizin sizlere anlattığı hikayelerin özlerini öğrenirsiniz ve unutulmaya yüz tutmuş Şamanist yaklaşımlara ilginiz körüklenir. İyi okumalar.

ALINTI 

HIBILIK: Türkiye’nin bazı yörelerinde, görünüş ve kötülükle alakalı yöntemleri bakımından Alkarısı’na benzeyen Hıbılık adında kara bir varlık yaşar. Alkarısı sadece yeni doğum yapmış kadınları rahatsız ederken Hıbılık, kadın erkek hiç kimseye rahat vermez. Genellikle kadın görümündedir. Bazen de kedi şeklinde görünür. Uyuyan insanların üzerine çöker. Kişi yerinden kıpırdayamaz, dili tutulur. Sonra da karanlıkta sessizce kaybolup gider. Bazen ölümlere neden olduğu da söylenir. Yakalanacak olursa kurtulmak için bolca altın verir. Başında sihirli bir börk vardır. O börkü ele geçiren kişinin zengin olacağına inanılır.

ÇAK: Çulım Tatarlarında söylenegeldiği üzere, yeraltında Çak adında şeytani varlıklar yaşamaktadır. Görünümleri çirkindir, hırıltılı bir ses çıkarırlar. 12 başları vardır. Yaz gelince yüzeye çıkıp ağaç köklerinde barınmaya başlarlar. Kısa boyludurlar. İslamiyet sonrasında, Arap kültüründe Deccal’in soy atası olarak kabul edilen ve Şeytan’ı da çağrıştıran, alnının ortasında tek gözü bulunan Şik adlı varlıkla benzerlik gösterirler. Çak topluluğunun başında Ulu Çak adında şeytani bir varlığın bulunduğundan bahsedilir. Çulım Tatarlarında şamanların, Çak Çak veya Çek Çek diye tekerlemeler uydurarak bu kötü varlıklardan yardım istedikleri bilinmektedir. Uzak Doğu kültüründe bahsi geçen Çakra kavramı ile de bağlantısı bulunmaktadır. Tatarlar tarafından da bilinen Çakra adlı doğal gücün, insanlara bu kara ruhlar vasıtasıyla aktarıldığına inanılır. 

Ahmet Burak Turan

Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on google
Share on pinterest
Share on telegram

Yazar

Yazar

Grafiker

Grafiker

Yazar

Grafiker