Yapının Ruhu

İnsan nasıl ruh ve bedenden oluşuyor ise bir yapının da ruhu ve bedeni vardır. Aynaya baktığımızda dışarıdan gördüğümüzün yanında, içimizde büyük karmaşaların varlığının hepimiz farkındayız. Kendi bedenimiz bizi tinsel açıdan en rahat hissettiren konfor alanımız ise içerisinde bulunduğumuz veya sokakta yürürken yanından geçtiğimiz bir yapıda da konfor alanımızdaymış gibi hissetmeyi hepimiz isteriz.

Kentsel belleğimizde yer edinmiş, beton yığınlarından oluşan ve yeşilden uzak kalmış bir kent silüeti, günlük yaşamın hengamesi içerisinde göz ardı edemeyeceğimiz düzeyde psikolojimize etki eder. Yüzyıllardır kentleri düzeltmek için sarf ettiğimiz çaba, aslında bizi büyük bir bozguna uğratmış ve biz farkında olmadan psikolojimize negatif etki için zemin hazırlamışız. Doğal -tartışmaya açık- ve doğal olmayan tüm yönleriyle, bütünleşmiş ve ayrılamaz hale gelmiş bu çevrenin içinde kendimizi ararken sosyal çevremizin içerisinde kaybolduk, yolumuzu bulamadık.

İnsan ve kentsel çevre arasındaki alışılagelmiş sistemin içerisinde fark etmeden stres bağımlısı hale geldik ve duygusal dengemizi kuramamaya başladık. Oysa bir iç mekanın doğru kullanılmış malzemeleri ve renkleri ile psikolojiyi en makul düzeyde tutabilmesinin dışında bir gün giyinip kuşanıp olduğumuzu düşündüğümüz benliğimiz ile evden ayrıldığımızda kendimize yakıştırdığımız bir sıfatı, ansızın denk geldiğimiz bir yapıyla özdeşleştirmek ve yapıda kendimizi bulmak konfor alanlarının en büyüğünü oluşturur.

Hepimiz kendimize aidiz. Peki ya hangimiz bir yapıya ait?

Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on google
Share on pinterest
Share on telegram

Yazar

Yazar

Grafiker

Grafiker

Yazar

Grafiker