öykü

Canavar

Yazdıklarına baktı. Bu başkasının hikâyesiydi. O zaman içinde ne işi vardı? Gözleri dünyanın en korkunç canavarını görmüş gibi büyüdü. Dışarıdan ona bakan, bu canavarı kendisinin yarattığına asla inanmazdı. Hem de yazarak. Kalemi elinden fırlattı, evinden koşarak dışarı attı kendini. Nefesi kesilene, dizlerinin takati kalmayana, kalbi artık yerinden çıkmak üzere olana kadar koştu. Sonunda bir caddenin ortasında dizlerinin üzerine çöküp kaldı. Burada böyle ne kadar zaman geçirdiğini bilmiyordu. Ta ki biri omzuna dokunarak sarsana dek. Derin bir uykudan uyanır gibi kendine geldi. Kapalı gözlerini usulca araladığında karşısında güneşi arkasına almış oldukça cüsseli bir adam gördü. Bir an onu gerçekten kaçtığı canavar sanıp irkildi. Mümkün müydü yazdığı canavarın ete kemiğe bürünüp karşısına dikilmesi? Öyle korkmuştu ki bir anlık da olsa inanmıştı bu imkânsıza. Kulağına dolan korna sesleriyle biraz daha sarsıldı. Zorla açık tuttuğu gözleriyle etrafa hızlıca bir bakış attı. Yoldan çekilmesini bekleyen sabrı taşmış bir sürü insan gördü. Nasıl olurdu da yolun ortasında öylece kalacak kadar kendinden geçerdi? Korkusunun büyüklüğü onu daha da sarstı. Tekrar koşmaya başladı. Kalabalıktan oldukça uzakta, yol kenarındaki yalnız bir ağacın gölgesine sığındı. Sanki sırtını yasladığı ağacın kalbi, kalbine denk gelmişti. “Buradayım. Kalbim kalbine denk, sakinleş.” der gibi. Sırf ikisi de yalnız olduğu için böyle hissetti belki de. “Neydi seni böyle korkutan, durmadan koşturan?” diye soruyordu sanki. Ya da birinin sormasına ve anlatmaya ihtiyacı olduğu için öyle varsaydı.

Ağacın gövdesine doğru biraz daha eğildi, kulağına fısıldar gibi konuşmaya başladı. “Hikâyeme bir son yazmam lazım. Ama işte, orada tükendi tüm kelimelerim. Her şey senin elinde, istediğin tüm güzel sonları yazabilirsin der gibi bir duruşun var. Eğer başkasını yazıyor olsaydım, evet, kolaydı bunu yapmak. Tüm güzelliklerle kaplardım sonunu. Ama hikâyedeki kahraman benim. Benim!” Sesi yükselmeye başladı. Kalktı ayağa, döndü ağaca yüzünü “Tamam kabul ediyorum. İnsan her yazdığına kendinden bir parça koyar, sonra onu hayalleriyle süsler, bu dünyadan bir nefes verir. Ama bu en süssüz, en yalın haliyle benim. Kendime bir son yazamadım işte. Hiç edemediğim vedaları ya da hiç yaşayamadığım kavuşmaları nasıl yazacağım? Ben bilmiyorum ki bir insanla bir hikâye nasıl son bulur. Uğruna her şeyden vazgeçip peşine düştüğüm hayallerim gerçekleşti mi? Bunca acıya, bunca çabaya değdi mi? Bu sorulara nasıl cevap vereceğim? Sen söyle, bir hayalle bir hikâye nasıl son bulur? Her hikâye bir son bulur mu?” Bunu söylerken sesi alçalmaya, gözlerinden yaşlar akmaya başladı. Ağacın dibine sessizce çöküp kaldı. Bir süre ağladıktan sonra çaresizce ayağa kalkıp evin yolunu tuttu.

Kalbinin kırıkları yollarına dökülmüş, her adımında bedeninden hiç geçmeyecek, bu yolu unutturmayacak derin kesikler bırakıyordu sanki. Eve vardığında terk ettiği ruhu, elinde kalemiyle onu bırakıp gittiği masada bekliyormuş gibi geldi. Yazmak biraz da böyle bir şey olsa gerek diye düşündü. Kendine ayna tutmak, sonra o aynada gördüğünden ölümüne korkmak. O yüzden yazmak birazda tehlikelidir. Kalakalırsın kendinle baş başa. Şimdi her şeye rağmen kendine bir son yazmakta sıra. Belki layık olduğu sonu yazar sonunda.

Yazmak biraz da böyle bir şey olsa gerek diye düşündü. Kendine ayna tutmak, sonra o aynada gördüğünden ölümüne korkmak.
yazı:
Semiha Öcal
grafik:
Feyza Güler
favorile

eser galerisi.

Canavar

yazı:
Semiha Öcal
grafik:
Feyza Güler

giriş yap.

Profiline, favorilerine ve takip ettiklerine buradan ulaşırsın.

şifremi unuttum

Hesabın yok mu? kayıt ol