Kim Bu Sanatçı? Jean-Michel Basquiat

Bence çoğumuz Basquiat'yi duymuşuzdur. Onun o çocuksu gibi algılanan "Ben de yaparım bunu ya, ne var?!", "Bizim çocuk da çiziyor aynısını!" denilen (!) çizimleri birçoğumuzun aklına kazınmıştır. Size bugün Basquiat'ten bahsetmek istiyorum;

Jean-Michel Basquiat 1960'ta, tam da pop-art akımının en pik yaptığı dönemde, New York'un Brooklyn semtinde doğmuştur. Basquiat çok zeki bir çocuktu. Öyle ki 4 yaşında okuma yazmayı öğrenmiş, 10 yaşında ise 3 dili ana dili gibi bildiğini söyleyebiliriz. Onu sanata sevdiren kişi annesi olmuştur. Onu daha yedi yaşındayken Brooklyn Museum'a üye yapmış ve küçük yaşta sanatla tanıştırmıştır. Basquiat yedi yaşındayken geçirdiği bir araba kazası sonucu hastanede yatmış ve o süre boyunca annesi ona Gray's Anatomy kitabını hediye etmiştir. Yani tablolarında gördüğümüz o kafatası ve kemik imgeleri, bu yaştaki anatomiye olan ilgisine dayanmaktadır.

1970'lerin sonlarına doğru arkadaşı Al Diaz ile beraber SAMO (Same Old Shit) mahlasıyla Manhattan sokaklarına politik ve iğneleyici grafitiler yapmaya başlamış ve bu noktadan sonra tanınır bir kişilik haline gelmiştir. Ailesiyle beraber iki yıl boyunca Porto Riko'da yaşamış ve daha sonrasında ailesinden ve okulundan da (City-As-School) 16 yaşında ayrılarak sokaklarda yaşamaya başlamıştır.

Basquiat'nin asıl sanat camiasında yükselişi; 1970'lerin sonu, 1980'lerin başında grafiti ve çağdaş sanat dünyasını bir araya getiren karma bir sergiye katılmasıyla başlamıştır. Dönemin en önemli galericilerinden biri olan Annina Nosei, bu sergide Basquiat'nın eserlerini ve tarzını görerek ondaki cevheri hemen fark etmiş ve Prince Street'teki (SoHo) galerisinin boş olan bodrum katını Basquiat'ya (ona malzeme de sağlayarak) atölye olarak vermişti. Basquiat burada günlerce kalarak müzik ve televizyon eşliğinde çalışmalar yapmıştır. Sanatçının bilinen birçok eseri burada ortaya çıkmıştır.

Basquiat eserlerini tamamen anlık yaratıyordu. Örneğin televizyonda bir siyahinin ölümünü duyduğu an tuvaline onu yansıtıyordu. Dinlediği şarkıdaki sözü tuvaline yazıyordu. O anın içinde yaşayan ve asla amacı para olmayan biriydi. Tek arzusu beynindeki görüntüleri bir yere aktarmaktı. İlk solo sergisini bu şekilde açmış ve sanat camiasına girişi bu şekilde başlamıştır.

Basquiat'nin çok sevdiği biri var: Andy Warhol. Zaten Basquiat denince ilk akla gelen isim Andy oluyor. Basquiat, Andy Warhol'u bir restorana girerken görür ve hemen arkasından içeri girer. Andy'ye el yapımı kartpostallarını göstererek ondan satın almasını ister. Andy kartpostalları görünce çok şaşırır ve çok beğenerek ondan birkaçını satın alır. İşte Andy ve Basquiat bu şekilde tanışmış olur.

Andy ile beraber 60'tan fazla ortak çalışmaları bulunuyor. Basquiat, Andy'yi yol göstericisi olarak görür ve neredeyse baba-oğul gibilerdir. Andy ile Basquiat'nin bir sergisi çok fazla eleştiri almıştır. Sebebi ise 1980'lerin ortası, New York sanat camiasını ve özellikle eş cinsel komüniteyi kırıp geçiren AIDS salgınının en tepe noktasıydı. İsa figürlerinin üzerindeki lekeler ve karalamalar, AIDS hastalarının vücudunda çıkan lezyonları (yaraları) çağrıştırdığı gibi "JUDGE" (Yargıla) kelimesi o dönemdeki muhafazakâr toplumun ve kilisenin, AIDS hastalarını "günahkâr" ilan edip bir kum torbası gibi hırpalanmasını eleştirmiştir.

1985 yılında "Becky Johnston ile Basquiat'nin Telefon Röportajı"nın bir kısmını sizlerle paylaşmak isterim:

BECKY JOHNSTON: Belirli bir çalışma metodun var mı?

JEAN-MICHEL BASQUIAT: Genelde televizyonun önünde olurum. Üzerinde çalışabileceğim, bana kaynaklık edecek bir materyalin etrafımda olmasına ihtiyaç duyarım. Sanat kitapları, akademisyenlerin kitapları, magazin dergileri ya da sokaktan tabelalar...

(Basquiat, resimlerindeki kelimeleri ve anatomik çizimleri nasıl seçtiğini anlatırken filmlerden, çizgi filmlerden ve o an açık olan televizyon programlarından beslendiğini belirtir. Kelimeleri sadece anlamları için değil, birer görsel fırça darbesi ve ritim olarak tuvale aktardığını söyler.)

TAMRA/BECKY: SAMO dönemi tam olarak nasıl başladı ve amacın neydi?

BASQUIAT: O dönemde asıl ilgilendiğim şey galeri çevrelerine, o sisteme saldırmaktı. Resim yapmak falan düşünmüyordum; amacım galerilerde sergilenen o işlerle dalga geçmekti. Ben sektöre girdiğimde ortalıkta çoğunlukla "Minimal Sanat" vardı ve bu beni biraz şaşırtıyordu. Bana göre minimalizm insanları ayrıştıran, insanları sanattan uzaklaştıran ve yabancılaştıran bir şeydi. İlk resimlerimi sokakta bulduğum pencerelerin üzerine yaptım. Pencerenin kendi formunu bir çerçeve gibi kullanıyor, resmi doğrudan camın üzerine ya da sokaktan bulduğum kapılara yapıyordum.

(Röportajın en ikonik kısımlarından biri, Andy Warhol ile birlikte ürettikleri seriyi anlattığı bölümdür.)

BASQUIAT: Yaklaşık bir yıl boyunca bir milyon tane resim üzerinde çalıştık. Çoğu resme Andy başlardı. Tuvale çok somut, herkesin ilk bakışta tanıyabileceği bir şey koyardı; bir gazete manşeti ya da bir ürün logosu (örneğin Pepsi veya Paramount logosu). Sonra ben gelir, bir anlamda o logoyu tahrif ederdim, üzerini karalardım. Ardından onu yeniden resmin başına oturtmaya çalışırdım, sonra tekrar ben devralırdım. Andy'yi bir resimde en az iki hamle yapmaya zorlardım (gülüyor). Çünkü o genelde tek bir vuruş yapıp bırakmayı, geri kalan tüm işi bana yıkmayı çok severdi. Birbirimizin yaptığı şeylerin üzerini sürekli boyardık.

(Johnston, Basquiat'ya medyanın ve eleştirmenlerin ona yaklaşımını sorduğunda sert ve gerçekçi bir eleştiri gelir.)

BASQUIAT: İnsanlar genellikle benim sanatımla ya da tablolarımla ilgilenmekten ziyade hayat hikâyemle, magazinel tarafımla ilgilenmek istiyorlar.

(Metnin bu kısmında Basquiat, sanat dünyasında "genç bir siyahi sanatçı" olarak nasıl bir egzotik figür haline getirilmeye çalışıldığından ve medyanın onun işlerini derinlemesine analiz etmek yerine sürekli olarak "sokaktan gelen vahşi çocuk" klişesine sıkıştırmak istemesinden duyduğu rahatsızlığı dile getirir.)

BASQUIAT: Çocukken aslında çok berbat bir ressamdım. Fazla soyut dışavurumcu takılıyordum ya da bir koç kafası falan çiziyordum ama çok dağınık, darmadağınık olurdu. Okuldayken hiçbir resim yarışmasını kazanamazdım. Hatta harika bir Örümcek Adam (Spiderman) çizen bir çocuğa karşı kaybettiğimi çok net hatırlıyorum.

Peki, Basquiat neden 27 yaşında öldü? Çokça sevdiği Andy Warhol ile işler yaparken bir gün Warhol, Basquiat'ye onu çok kıskandığını çünkü çok başarılı olduğunu ve onun gibi eserler yapabilmek istediğiyle alakalı birkaç söz söylüyor. Andy aslında kötü bir yerden değil de daha içten, gurur duyarcasına söylediği bu sözü Basquiat yanlış anlayarak ona küsüyor ve uzaklaşıyor.

Andy Warhol'un 1987'de ölmesiyle beraber Basquiat (onu babası gibi, akıl hocası gibi gördüğünden bahsetmiştim) çok üzülüyor, hatta çöküyor; kendini yasaklı maddelere veriyor ve en sonunda 12 Ağustos 1988'de New York'ta aşırı dozdan ölü bulunuyor.

Basquiat şu an aramızda olsaydı ne gibi eserler üretirdi tahmin bile edemiyorum. Onun eserlerine baktığımızda kalbini bizlere açtığını görebiliyoruz. Son eseri olan (ölümünden sadece birkaç ay önce yapmış olduğu) "Riding with Death" isimli tablosuyla aramızdan ayrılmıştır.

yazı ve grafik:
Sıla Doğan
favorile

eser galerisi.

Kim Bu Sanatçı? Jean-Michel Basquiat

yazı ve grafik:
Sıla Doğan

01 / 02

giriş yap.

Profiline, favorilerine ve takip ettiklerine buradan ulaşırsın.

şifremi unuttum

Hesabın yok mu? kayıt ol