Manav
Bostancı’da, Mehmet Şevki Paşa Caddesi’nden Bostanlararası Sokak’a sapar sapmaz sağınızda göreceksiniz Şükrü Abi’nin manavını. Dört sebze kasası, bir tabure-minder, bir şeytan terazisi ve beş ağaçtan¹ oluşur bu manav. Ben, son yedi sekiz yıldır ofise her gidişimde önünden geçiyorum; ezberledim manavın açılış ritüelini… Pazar günleri hariç her sabah taksiyle getiriyor sebzesini meyvesini; çoğu Pendik’in Göçbeyli Köyü’nden. Önce yeri ıslatıp çalı süpürgesiyle bir gün evvelden kalan tozu toprağı bir halıyı süpürürcesine kaldırımın bittiği yere kadar süpürüyor, sonra akşamdan birbirine bağlı kasaların ipini itinayla çözüp yan yana diziyor. Son olarak o günün mahsulünü tek tek kasaların üzerine sererek müşterilerini bekliyor. Kasaları genellikle sırtını yasladığı demir parmaklıkların iki üç adım önünde konumlandırıyor. Üzerine temiz bir örtü örtüp küçük sepetler içinde sebzeyi meyveyi koyunca yeni güne hazır oluyor manav.
Kapısı penceresi yok bu manavın, hatta çatısı da… Gövdesini mekân bellediği ağaçların gölgeleri nereye vurursa orası manavın gün boyu hareket eden sınırı. Girişi neresidir diye sorarsanız Bostanlararası Sokak’ın başıdır derim. İlkin oradan görünür ağaçlar ve yere vuran koyu gölgeleri. Manava yaklaştıkça önce korkunç güzel bir rayiha kokulandırır dimağınızı. Bu; manava komşu Çiçekçi Aliye’nin çiçekhane’sinin kokusudur. Üç yıl öncesine kadar onun açık hava çiçek sergisi de farksızdı Şükrü Abi’ninkinden; Kadıköy Belediyesi yarı kapalı on metrekare portatif bir kulübe tahsis edene kadar. Aliye’nin sınırları nispeten tanımlı gibiyse de, o da yayıyor sağa sola su bidonlarını, vazoları, kesik yaprakları günün sonuna doğru…
Şükrü Abi her daim görünür manavında; duvar yoktur, her şey saydamdır çünkü. Mevsimler değiştirtse de giyitleri o hiç çıkarmaz kahverengi yün yeleğini. Ancak kar ya da ağır hastalık açtırmaz kapısını manavın. Taburesinde otururken manavdır Şükrü Abi, yolun karşına geçtiğinde yaya olur. Sahipleri birkaç yılda bir devrettiğinden adı da sürekli değişen köşedeki pastaneden² çayını ve simidini aldığında müşteridir. Ekmek teknesine döndüğünde yine manavdır Şükrü Abi. Adım attıkça ve mekân aştıkça değişmiyor mu sürekli sıfatlarımız?
Mahallede kime sorsanız farklı anlatacaktır Şükrü Abi’nin manavını. Kimine göre üç kasa bir taburedir, kimine göre ağaç büyüklüğünde, kimine göreyse bir sokak boyu uzunluğunda diyecektir. Kim nasıl algılarsa algılasın, Şükrü Abi her sabah yeni sınırlarla kurar mekânını.
Atmosfer
Şükrü Abi’nin manavı kanımca mekânın fiziksel ve algılanan sınırları için ilginç bir örnek durumunda. Yaşadığımız dünyanın nesnel gerçeklikleri kimi zaman bizlere onu sayısallaştırmamız yönünde baskı kurar. Mesela mekânı tanımlarken onun sayısal niteliklerini; enini, boyunu, yüksekliğini, alanını çeşitli ölçü birimleri aracılığıyla aktarırız. Oysa mekânı tanımlayan, onu anlamlandıran, sayılabilir niteliklerinden ziyade insan tarafından algılanan özellikleridir. Peter Zumthor mekânın bu özelliğini atmosfer kavramı aracılığıyla tanımlar. En genel anlamıyla atmosfer, mekânın fiziksel özelliklerinin duyular aracılığıyla özne özelindeki etkisidir. Atmosfer her defasında özne – mekân – zaman sacayağında yeniden kurulur. Bu durum, mekânı görünen yüzeylerinden soyutlayarak sınırlarını muğlaklaştırır. Mekânı farklı zamanlarda deneyimlediğimizde bizde bıraktığı anlam da farklılaşabilir. Bir zamanlar aşırı duygulanıma sahip olduğumuz bir mekân bir süre sonra özelliğini yitirebilir.
Mekânın sınırları sahip olduğu dünya gerçekliğinden farklı şekilde kişiden kişiye değişkenlik gösterir. Mekânın sınırlarına dair Bernard Tschumi Event Cities kitabında mekân – olay – hareket kavramlarını öne çıkarır. Tschumi’ye göre mekâna atfedilen fonksiyon, genellikle sosyal davranış ve alışkanlıklara dayalı durumları, olay ise beklenmedik eylemleri işaret eder. Mimarın mekânı hangi amaçla tasarladığından ve ona ne gibi mimari fonksiyonlar yüklediğinden ziyade kullanıcının onu nasıl kullandığı belirleyicidir. Evin herhangi bir mekânında uyuduğumuz yer, o an için yatak odamıza dönüşür. Dizüstü bilgisayarımızı açtığımız alan bir anda çalışma odamız olur. Çocuklar mutfak zeminine oyuncak trenlerin raylarını kurdukları ân itibariyle orasını bir oyun alanına dönüştürürler. Kullanıcıların mekâna dair öngördüğü bu anlamlandırmalar, mekânın sınırlarını muğlaklaştırır. Dünyayı yaklaşık 100 cm göz yüksekliğinden algılayan bir çocuk için mutfak muhtemelen herhangi bir mutfaktan çok daha geniş bir evren sunar.
Çoğul
Şükrü Abi’nin manavı bu bağlamda farklı anlam katmanlarına sahip çoğul bir mekândır. Çoğulluk, fiziksel sınırların aşımından kaynaklanır. Şükrü Abi’nin manavı Zumthor ve Tschumi’nin önerdiği tanımlamalar kadar Michel de Certeau’nun Gündelik Hayatın Keşfi’nde aktardıklarıyla da ilintilidir. De Certeau bireylerin gündelik yaşam pratiklerini, eylemlerini bir üretim alanı olarak yorumlar. Bu gizli üretim bir tür yaratıcılıktır. İktidarın boyunduruğu altında bulunulan yerlerde bireyler, bedensel eylemlerle kendilerini var eder. Bu devinimler sosyo – kültürel üretim taktikleriyle düzenlenen uzama öznel anlamlar yükler.
Şükrü Abi’nin Bostanlararası Sokak’ın girişinde yıllar boyu ortaya koyduğu devinimler, kamusal alana dair alternatif bir kullanımı belirginleştirir. Manavın sınırları varoluşsal bir bağlamda tanımlanabilir. Kaldırımda yürüyenler Şükrü Abi’nin manavının içinden ya da önünden geçerler. Manavın sokak üzerinde birçok giriş kapısı bulunur. Bunlar görünmeyen ancak algılanan kapılardır. Şükrü Abi’nin manavı adı konmamış bir ortaklıktan ortaya çıkar. Kaldırıma dizdiği üç beş kasa burayı bir manav olarak görenler tarafından mekânlaştırılır. Seksenli yaşlarını yaşayan Şükrü Abi, elinde sepet sepet sebzeler ve meyvelerle Bostanlararası Sokak’a adım attığı sürece burada o’nun duvarsız, çatısız hatta isimsiz manavı var olacaktır.
Dipnotlar
1 Şükrü Abi’ye sorduğumda ne ağacı olduklarını bilmediğini söyledi. Hayatı sebze ve meyveyle geçen biri olarak verdiği cevap şaşırttı açıkçası. Yakın zaman evvel şair büyüğüm Âba Müslim Çelik ile zaman zaman gerçekleştirdiğimiz yürüyüşlerden birinde, Bostanlararası Sokak’a girdiğimizde bu ağaçları sordum. Üçünün çitlembik diğer ikisininse bir tür meşe olduklarını söyledi.
2 Pie Time’dı bir zamanlar adı, bir önceki adını yeğlerim ben: Safranbolu Fırını.