Şehir Çöplüğü

Bir zamanlar, dünyanın bir yakasında medeniyetin kucağından itilip ipsizleştirilmiş, iğnesiz dilli Doğa Ana’nın yetiştirdiği bir kız vardı. Öte yandaki tüm trafik ışıklarını takip eden, beyaz çizgilerin izinde giden, belki altmış yıl yıllanmış bir adamla bir araya gelmişlerdi. Şeritlerin dışında, reklam ışıklarının aydan daha uzak olduğu şehir çöplüğüne aynı anda yuvarlanmışlardı.

Kutsal kurallar kamburumuzda, sınırlar şehrin çöplüğü. Her birimizin leşi birer nokta, ardı sıra o yamuk sırada.

Kız, takip etmediği yönergesini yitirene dek keşfe yürümüş; adam ise ufuk çizgisine kilitlemiş gözlerini ve dizlerini açmak için yaktığı ateşin ucundaki dumanla adımlara dalıp gitmişti.

Kurallar kurcalandıkça öğrenilir; merdiven çıkıldıkça basamaklar alçalır.

Dalgın akılları, karşı benlikleri fark etmeleriyle uyandı. Etrafa, birbirlerine baktılar. Nerede olduklarını, ne kadar yol aldıklarını hatırlamıyorlardı. Korkak, meraklı, şaşkın zihinleriyle diğer bedene “Burada ne yapıyorsun?” demek istediler; fakat kendilerinin de ne yaptığını bilmiyorlardı. Bir süre varoluşlarını görmezden gelmeyi denediler. Ama ikisi de korkuyordu: Kız, adamın bu hiçlikte onu hiç etmesinden; adam ise hiç yere vakit kaybedip geç kalmaktan.

İşte burada hiç yargı yangınlarına atılmamış dalgalı zihinli, dağınık saçlı kız; özgürlüğün yargıcı ruhuna diktiği kalın yorganlı adam.

Adam, sertleşmiş bakışlarıyla etrafa bakındı. Nasıl girdiğini anımsamadığı çöplükten çıkış yolu aradı. Kız, daha sonra incelemek için alabildiğine kavanozuna böcekleri topladı. “Hızla buradan çıkıp gitmeliyim,” diye düşündü.

“Sen biliyor musun, buradan nasıl çıkacağımızı?” dedi kaygısını sıvamaya çalışan tok sesiyle. Kız cevap vermedi, yüzü yere dönük kaldı. Adamın ilgisini, sorgularını uzaklaştırmak için sesini kendine sakladı.

“Küçük, sana diyorum.” Çürük kokusu ve sessizlik sindi üstlerine. “Edep, ahlak öğretilmemiş sana, anlaşılan.”

Kilitli kapılar boynunu boğan zincirler yok; sana adım attırmayan, diktiğin dikişleri sökmene izin vermeyen, kapında bekleyen bekçiler var. Yüksek kuleler, karanlık ormanlar yok; doğum lekeni temizletmeyen, kirli zihinlerin akladığı kurallar var.

Adam etrafta turladı; bir geçit, bir aralık araladı ama bulamadı. Hangi yönden girdiğini bilmiyordu. Çıkış yoktu. Saatine baktı — planları bozuluyordu, daralıyordu. Kız, elindeki kavanozla ayağa kalktı ve çöplerin içine yöneldi. Adam diken gözlerini kıza batırdı, izledi.

“Nasıl çıkacaksın buradan?”
“Bilmiyorum. Çöplerin üstünden tırmanacağım.”
“Ne edep, ne temizlik öğretilmemiş anladım.”
“Burada, atıkların sınırlarında kalmaktan iyidir.”
“Ne o elindeki? Ne diye geldin buraya kız başına?”
“İnceliyorum — böcekleri, insanları, şehri.”
“Çöplükte mi?” dedi, çömez bir gülüşle.
“Evet, en iyi orada görebiliyorum süsten arta kalanları.”

Ne attıysan onu tüketmişsindir; ne tükettiysen osundur. Eriyen bedenlerin nesli tükenmiş kalıplarının şeklini alıyoruz.

Kız çöp dağına yeniden yöneldi. Adam sordu: “Korkmuyor musun? Ayağına cam batmasından, hastalık kaparsın.”
“Korkuyorum,” dedi kız. “Ama burada çürümekten daha çok korkuyorum.”

Burada senin özgürlüğünü kaçırıp sana bağımlılıklar armağan eden bir küf kokusu var. Üstüne, üslubuna yapışan otlar var. Bir pencereleri var, gökyüzünü gösteren lakin güneşi hissettirmeyen. Ayaklarına batan cam, çamur, artık inançlar var.

Kız çöpleri tırmandı. Adamın göz kafesinden uçtu. Kızın ardından sadece tek bir çığlık duyuldu.

Kutsal kurallar kamburumuzda, sınırlar şehrin çöplüğü. Her birimizin leşi birer nokta, ardı sıra o yamuk sırada. Burada senin özgürlüğünü kaçırıp sana bağımlılıklar armağan eden bir küf kokusu var. Üstüne, üslubuna yapışan otlar var. Bir pencereleri var, gökyüzünü gösteren lakin güneşi hissettirmeyen. Ayaklarına batan cam, çamur, artık inançlar var.
yazı:
Ceylin Özcan
grafik:
Selinay Cankı
favorile

eser galerisi.

Şehir Çöplüğü

yazı:
Ceylin Özcan
grafik:
Selinay Cankı

giriş yap.

Profiline, favorilerine ve takip ettiklerine buradan ulaşırsın.

şifremi unuttum

Hesabın yok mu? kayıt ol