Sabahları dilini ısırıyor şehir.
Damağın metal tadı kalıyor her yutkunuşta.
Gözlerini açıyorsun, perde yarı kapalı –
ışık, hep başkalarının izin verdiği kadar giriyor içeri.
Bir ses var içeride, fakat konuşmuyor.
Konuşmak, bazen bir ihanet biçimi.
Sesin, senden önce ölçülüyor burada –
ne kadar alçaksa o kadar makul ve makbul.
Kadın değil, insan değil.
Yalnızca bir yankı bu.
Yankının adı bile başkasının ağzında doğuyor.
Adını ilk kim söyledi,
hatırlamıyorsun.
Belki de hiç sen söylemedin.
Bir el uzanıyor sabah kalabalığında,
yavaşça seni düzeltmek için.
Omzundaki saç,
yüzündeki çizgi,
bakışlarındaki “fazla” –
her biri törpüleniyor.
Sen aynada bir parça eksiliyorsun,
camın arkasında biri tamamlanıyor belki de.
Öğle vakti,
gökyüzü bile hizalanıyor.
Bulutlar sıra oluyor,
kuşlar bile topluca dönüyor bir işarete.
Sen yürüyorsun,
bir adımın diğeriyle aynı açıdan olmasına dikkat ederek.
Uyum, bir tür matematik burada.
Her yanlış açı, bir suç gibi yıkıcı.
Bir çocuk kahkaha atıyor sonra.
Kahkaha, havada kalıyor.
Kimse duymamış gibi davranıyor.
Kahkaha, fazla yer kaplıyor çünkü.
Sen içinden “yavaş ol” diyorsun.
Sanki ses değil de taş atmış gibi oluyor ağzından.
Bir duvarın gölgesinde duruyorsun.
Duvar konuşmuyor ama emir gibi dik.
Arkasında birileri var belki.
Ama sesleri duvarın içini boyuyor sadece.
Taşın rengine sızmış bir uğultu –
herkesin birbirine benzeme çabası.
Akşam olduğunda, şehir giydiriliyor yeniden.
Neonlar yanıyor,
camlar parlıyor,
yüzler aynı açıdan ışık alıyor.
Sen de oradasın,
bir camın yansımasında.
Ama bu kez yüzün yer değiştirmiş.
Bir başkasının yüzüyle bakıyorsun kendine.
Gözlerinde tanımadığın bir düzen var.
Sanki biri senin yerine düşünmüş,
yerine susmuş,
yerine yürümüş.
Ve o an fark ediyorsun –
seni tutan şey zincir değil, yankı.
Kırmakla değil, susmakla büyüyen bir yankı.
Kendine döndükçe başkasının sesine çarpan bir boşluk.
Gece,
her şey geri çekiliyor.
Sokak lambaları,
nefesin,
kalbinin ritmi belki de.
Karanlıkta bir titreşim kalıyor sadece:
henüz söylenmemiş bir kelimenin başlangıcı.
Dilini ısırmıyorsun bu kez.
Bir harf kaçıyor ağzından.
Kimse duymuyor.
Ama duvarın sıvası çatlıyor hafifçe.
Çatlak büyümüyor,
ama biliyorsun, artık orada.
Sabah yeniden gri olacak.
Yine aynı adımlar,
aynı yüzler,
gölgeler.
Ama sen,
o çatlağın yerini biliyorsun artık.
Her gün bir öncekinden de derinleşecek,
kalbinin odacıklarına nüfuz edecek.
İşte o zaman,
Adın kendi dudaklarından dökülecek,
adımların özgürleşecek,
o çocuğun kahkahasına eşlik edeceksin belki.
Bütün seslerin garip uğultusunu duymayacaksın,
bakışların altında kendi yüzünü seçebileceksin.
Hayat işte o zaman,
senin hayatın olmaya başlayacak.