Seninle Şekil Alıyorum

Geçen gün eğitmenlerin bir araya geldiği kişisel gelişim seminerine katıldım. Salon sıradan bir konferans salonundan farksızdı. Kırmızı siyah birleşik sandalyeler, projeksiyon ve beyaz perdeden oluşuyordu. Yeterince büyük ve genişti. Sandalyelerin karşısında konuşmacının yer alacağı sahne ve onun üzerinde de masa ile siyah bir sandalye vardı. Mikrofonlar, projeksiyon ve slayt kontrol ediliyordu. Gözüm beyaz perdeye büyük harflerle yansıtılmış ‘’Bedenimin Haritası’’ yazısına takıldı. Kafamda birkaç düşünce yankılandı ama üzerinde pek durmadım. Konuşmacı gelene kadar insanları ve etrafı seyrettim. Arka taraflardan gelen uğultular işitiliyordu. Ortamın havası biraz farklıydı. Ben bunları gözlemlerken konuşmacı alkışlar eşliğinde içeriye girdi. Ceketinin düğmesini açtı, hepimize selam verdi. Konuşmasına yumuşak bir ses tonuyla başladı. Ellerini birleştirdi ve ‘’Herkesin görünmez çizgileri vardır.’’ dedi. Salonda derin bir sessizlik oluşmuş arkadaki uğultular da kesilmişti. Muhtemelen o an herkes cümlenin kendisinde neler çağrıştırdığını düşünüyordu. Benim ise kafama çizgi kelimesi takılmıştı. Hangi çizgiden bahsediyordu, tam olarak ne demek istemişti? Dinledikçe kafamdaki soru işaretlerinin yerini büyük bir resim aldı. Konuşmacı anlattıkça resim tamamlanıyordu. Kafamda bir şeyler oluştukça anlatılanlar daha da derinleşiyordu.

Bedenimizin etrafında kocaman bir çember; ara sıra daralan, genişleyen, büyüyen veya küçülen... Bu çemberin şekillenmesi çevremizdeki kişilerin yakınlığına göre değişir. Kimi kişisel alanına girmeye çalışır ve bunun sonucunda gerilirsin. Kimine karşı ise mesafe koymaya gerek bile duymazsın. Yani çizgimizin sınırları değişken ama varlığı tartışmasızdır. Dinleyiciler olarak anlatılanları kafamızda bir zemine oturtmaya çalışırken şu şekilde sözlerine devam etti: Sessizlikte ya da hareket halinde, güven ve rahatsızlık arasındaki fark açıkça hissediliyordu. Örneğin; sunum esnasında bir öğrencimizin bilgisayarımızı izinsiz kontrol etmesi veya bir meslektaşımızın konuşma esnasında dibimize girip sohbet etmeye çalışması oldukça rahatsız edici, sınırımızı ihlal eden bir yaklaşım. İster masum bir dokunuş olsun ister dikkatsiz bir hareket, derhal fark ediliyor ve içimizde bir gerilim yaratıyordu. Bu çizgiler sadece başkaları için veya başkalarına karşı değil, bizim için de varmış. ‘’Kendi haritanızı tanımıyorsanız, başkalarının adımlarını fark edemezsiniz.” Söylediği bu cümle konuya farklı bir pencereden bakmamı sağladı. Artık sadece başkalarının davranışlarını ölçmüyordum. Kendi izinlerimi ve sınırlarımı da görüyordum. Kafamda bir harita belirmişti. Hangi kapıyı kime açacağımı, kimin yaklaşmasına izin vereceğimi bilmek tıpkı bir haritanın rotalarını belirlemek gibiydi.

Çizgilerimiz yalnızca başkalarıyla ilişkilerimizi düzenlemiyordu; aynı zamanda kendimizi koruma biçimimiz, hangi ilişkileri nasıl yürüteceğimiz ve hangi durumlara izin vereceğimiz konusunda da bir rehber görevi görüyordu. Konuşmacı anlattıkça kulak kabartıyor ve sınırlarımızın haritasını kafamızda oluşturuyorduk. Her cümlesinde bir parça ‘’bizler’’ vardık. Hepimiz gündelik hayatlarımızda görünmez çizgilerimizi nerelerde genişletip daralttığımızı düşünüyorduk. Kafamı arkaya çevirdim, dinleyicilerin suratına bakmak istedim. Bazıları kaşlarını çatmış, sanki kendi deneyimlerini gözden geçiriyordu. Bazıları ise hafifçe gülümseyerek hatırladığı bir anıyı zihninde canlandırıyor gibiydi. Gözler, yüz ifadeleri, küçük jestler… Hepsi çizgilerin farkındalığını yansıtıyordu. Zamanın nasıl geçtiğini fark etmemiştim. Konuşmacı son sözlerini söylerken sesi biraz alçaldı. Derin bir nefes aldı: ‘’Her sınır, haritanızın bir parçasını oluşturur. ‘’dedi.

Sırayla salondan çıkarken dinleyiciler kendi aralarında konuşuyor, kendi hayatlarından örnekler veriyorlardı. Ben ise kendi haritamın kıvrımlarını, sınırlarını, kapılarını daha önce hiç bu kadar net görmemiştim. İçerisi bana aitti, dışarısı başkalarına. Ve bu ayrımı korumak yalnızca bana düşüyordu. Her adımımda, etrafımdaki hareketleri gözlemleyerek çizgilerimi fark ediyor, hem kendime hem başkalarına karşı daha bilinçli ve dikkatli davranmanın önemini kavrıyordum.

Sınırımızı ihlal eden bir yaklaşım, ister masum bir dokunuş olsun ister dikkatsiz bir hareket, derhal fark ediliyor ve içimizde bir gerilim yaratıyordu. Bu çizgiler sadece başkaları için veya başkalarına karşı değil bizim için de varmış. ‘’Kendi haritanızı tanımıyorsanız, başkalarının adımlarını fark edemezsiniz.” söylediği bu cümle konuya farklı bir pencereden bakmamı sağladı. Artık sadece başkalarının davranışlarını ölçmüyordum. Kendi izinlerimi ve sınırlarımı da görüyordum.
yazı:
Derya Memiş
grafik:
Feyza Güler
favorile

eser galerisi.

Seninle Şekil Alıyorum

yazı:
Derya Memiş
grafik:
Feyza Güler

giriş yap.

Profiline, favorilerine ve takip ettiklerine buradan ulaşırsın.

şifremi unuttum

Hesabın yok mu? kayıt ol