Kendimize Ördüğümüz Duvarlar: Sınırların Hafızası

Sınır, basit tanımıyla bir şeylerin bittiği ve başka bir şeylerin başladığı çizgi anlamında kullanılabilir. Eğer sınırdan bahsederken uçsuz bucaksız, belki de insanlığın varlığından öncesine dayanan bir sınırı kastediyorsak; o sınır henüz insan tarafından aşılamadığı için sınırdır. Tıpkı ilk uçağa kadar insanların kontrollü ve kanatlı şekilde uçamadığı ve gökyüzünü sınır olarak koydukları, tıpkı Vostok 1’e kadar insanların uzaya çıkamadığı ve Ekzosfer çizgisini sınır bildiği -ki eksozfer de insan çizimi olan hayali bir sınırdır- gibi, koyulmuş tüm fiziksel sınırlar bir gün aşılmayı bekleyen zihinsel sınırlardır. İnsan kendini sınırlar, insan kendi sınırlarıyla yaşar ve gün geldiğinde insan kendini sınırlarıyla birlikte aşar.

Karakteristik sınırlar, coğrafi sınırlar, mimari sınırlar gibi sınır kavramının tüm çeşitleri; insanın zihninden çıkan, zihniyle çizilen ve zihniyle hapsedilen sınırlardır. Hepsi aşılır, hepsinin sonu yine zihindedir. İnsan beyni, bir şeyleri anlama ve kavrama şekli olan “sınıflandırma” yı kullanırken, aynı zamanda her şeyi sınırlandırmaktadır. Tıpkı rahatlıkla yerinden oynatabileceği bir nesneye bağlanan bir binek hayvanının öğrenilmiş çaresizliğin eseri olarak hareket etmemeyi “tercih” etmesi gibi, insan zihni de bir şeyleri kendi ipleriyle birbirine bağlamaya ve aslında boyunduruğa sokmaya çalışır. Burada boyunduruktan kasıt, tıpkı ingilizcede semantik şemada yakın olan bir kelime olan “boundary” kelimesi gibi “sınırlandırılmış”, soyut iplerle belli bir çizgiye sokulmuş anlamındadır.

Zihin, beden üstünde tam yetkiye sahiptir. Acı çektiğinize yeterince inandırılırsanız ömür boyu sizi rahat bırakmayacak sıkıntıları kolaylıkla var edebilirsiniz. Burada “acı” ve “ağrı” kelimeleri farklı anlamlara gelse de kullanım yanlış değildir. Çünkü insan, acı çektiğine dair manipüle edilebilen, hatta kendisini manipüle edebilen karmaşık ve fazlasıyla kırılgan bir psikolojiye, tam anlamıyla bu etkilerin “hafızasına” sahip olabilir.

Olmayan Acılar Kataloğu’ndan tercihini yapıp bir ömür bununla yaşamayı seçebilen insan için meydana gelmiş travmaların, sıkıntısı çekilmiş yaraların ve en çok da kendi vücuduna armağan ettiği izlerin boğuculuğunu yaşamak, kendini bu sıkıntılarla “sınırlandırmak” işten bile değildir. Kendimize inşa ettiğimiz ufak ya da dev dünyamızda, her yaşadığımız zihin haritamızın, hafızamızın bir parçasıdır. Hafıza; bir şeyleri sınıflandıran, sınırlandıran geçmiş halatlarının ta kendisidir. İnsan yaşadıkça, gördükçe ve geliştikçe(!) kendini bu halatlarla bağlar, yine kendisi koparamadığı bu hayali halatları hayali nesnelerle ilişkilendirir. Geçmişin hayaletleri, gerçekten birer hayalet olarak bizi hareket etmekten alıkoyan sahte ağırlıklara dönüşebilir. Bu ağırlıklar, fiziksel sınırlara dönüştüğünde ise fiziksel olarak taşıdığımız her iz, artık her saniye üzerimizde yazan birer satır yazı gibidir.

İnsanoğlu geçmişinden taşıdığı izleri bugüne getirir, bu izler dokunulması güç birer yara veya can sıkıcı bir ameliyat izi olabilmektedir. Bu izleri zihninizde ne kadar büyüttüğünüz, vücudunuza kaç hayali halat bağladığınızla eşdeğerdir. Gün gelir, aslında etkisi kalmamış problemler bedeninizin sınırları haline gelir. Ve o sınırlara o kadar gönüllü şekilde inanırsınız ki sizi uykunuzdan eden, uzuvlarınızı kullanılmaz hale getiren, karakterinizi değiştirerek sizi huysuzlaştıran bu halatlar; uykunuzdan, uzuvlarınızdan ve karakterinizden daha büyük yer etmeye başlar.

Buna kalıcı bir çözüm getirmenin yolu her insanın kendi içinde saklı olmakla birlikte, bazen halatları atmak çok zor olabilmektedir. Tıpkı ömür boyu sizden beslenmiş ve vücudunuzda yer etmiş bir parazit gibi, ameliyatı ve sonrasında yarattığı boşluğu, koyduğunuz sınırın sizinle kalmasından daha korkutucu hale gelebilir. Fakat başta da sözlediğimiz gibi, hiç unutulmamalıdır ki: “Koyulmuş tüm fiziksel sınırlar, bir gün aşılmayı bekleyen zihinsel sınırlardır.”

Bütün dünyayı avucu içinde tutmaya çalışan, uçsuz bucaksız topraklara çizgiler yerleştirip haritada adına yine “sınır” diyen insanoğlu için kendi bedenini kendi zihninin arzusuyla sınırlıyor olması; başlangıçta tutarlı olarak gözüküyor olsa da, üzerine düşünüldüğünde fazlasıyla ironiktir. Kendi bedeninin sınırlarına bile hakim olamayan bir canlı olarak, tüm evreni küçültüp cebinde taşımak istemek ise, olsa olsa insana özgü bir kibirdir.

Bütün dünyayı avucu içinde tutmaya çalışan, uçsuz bucaksız topraklara çizgiler yerleştirip haritada adına yine “sınır” diyen insanoğlu için kendi bedenini kendi zihninin arzusuyla sınırlıyor olması; başlangıçta tutarlı olarak gözüküyor olsa da, üzerine düşünüldüğünde fazlasıyla ironiktir. Kendi bedeninin sınırlarına bile hakim olamayan bir canlı olarak, tüm evreni küçültüp cebinde taşımak istemek ise, olsa olsa insana özgü bir kibirdir.
yazı:
Tolgahan Mert Şahin
çizim:
Zehra Akyürek
favorile

eser galerisi.

Kendimize Ördüğümüz Duvarlar: Sınırların Hafızası

yazı:
Tolgahan Mert Şahin
çizim:
Zehra Akyürek

giriş yap.

Profiline, favorilerine ve takip ettiklerine buradan ulaşırsın.

şifremi unuttum

Hesabın yok mu? kayıt ol