“Gök bilimcilerle ilgili yüzyıllardır süregelen bir yanılgı vardır…”
“…göğe ve ötesine ulaşmak istedikleri düşünülür ancak gelin görün ki durum daha karmaşıktır.”
“İlk gök bilimciler göğü yeryüzüne düşürmeyi, enkazdan doğan bir medeniyeti arzular.”
“Gelgitlerin ayın karanlık yüzünü ortaya çıkarmasını, gömülü incilerden yeni bir ayın doğmasını…”
“… toprağın, güneşin kıvılcımlarına bürünmesini; bulutların rüzgârı kovalayarak habercilerine dönüşmelerini…”
“… ve kadim hiçlikten doğan yeni sonsuz yaşamı.”
“Göğe dokunmak için parmak uçlarını yakmak gerekir, yeryüzünden izinin silinmesi demektir. Göğü düşürmek daha derin yanan bir arzudur.”
“Unutulan bir gerçektir ki insan ruhun kafesidir ve ruhu yıldızlarındır. Yeni dünya kontrolünün elçileri yıldızlar, zamanın ötesinde bir zamanlar vatan dedikleri gerçekliği izler. Ancak birçoğunun ışıltısı yuvalarına ulaşmadan solar, onlar için var oldukları hiçliği ev bilmek artık zorunluluktur. En saf ruhlardan, çocukların benliğinden doğan yıldızlar ise yedi göğü arşınlarlar.”
“Bu gezginler, çocukların dilekleriyle, yüreklerindeki arzuyla doğarlar…”
“… ve onlara tekrar ulaşabilmek için tüm evreni dolaşırlar. Eğer olur da eşleriyle aynı gökte birleşirlerse yıldızı çocuğa karışır ve dileğini ona sunar.”
“O an geldiğinde yeryüzü ya minnetle bir sunağa ya da dehşetle bir cehennem taklidine dönüşür.”
“Bazı buluşmalar o kadar güçlü olurlardı ki dünyaya mal olabilir, göğü kazıyarak indirebilirlerdi.”
“Kovaladığımız uzayı fethedecek olan bir avuç düştü.”
“Fakat en bilge gök bilimcilerin dahi uzanamadığı sırlar ve gerçekler vardı. Gözlerini kibirden dokunmuş bir perdeyle kapatıyorlardı.”
“Gezginlerin evrende kendi parçalarından izler bıraktıklarını görmüyorlar, yıldızların yalnızca kendileri için parladığını sanıyorlardı.”
“Biz hem rehberleri hem de onların avcılarıyız. Onları çocuklarına doğru götürerek rehberlik, bunun için de ilk olarak onları avlamalıyız.”
“Yeryüzü göğe, gök de yeryüzüne köleydi; yıldızlar da bu hükümdarlık mücadelesinde birer elçiden fazlası değillerdi.”
“Gezginlerin taşıdıkları haberlerin tek bir damla mürekkebi içinse kurutmaya ve gezginin eşini feda etmeye değerdi.”
“Çağlar boyu gezginlerin arkalarında bıraktıkları izlerden doğan kaos gerçekliğinden bir haber yaşadılar.”
“Kaosun içindeki yaşamın, gezginlerin eşleri olan çocuklara karıştığını hiç öğrenemediler. Yalnızca eşlere, çocuklara, görünüyor, ruhlarının özünü koruyabildikleri kadar onlarla kalıyorlardı.”
“Kaosun yaratıkları büyümüyor, varlıklarını saklayan her çocuğa kendi gerçekliklerini oluşturmayı öğretiyorlardı.”
“Uçsuz bucaksız sorular ve tatlı zafer masallarıyla onlara evreni ve ötesini gösteriyorlardı.”
“Boyun beni geçtiğinde hala arkadaşsak, söz ki, yıldızını getireceğim sana!”
“Yüzyıllarla beraber kaosun rehberlerine ‘hayali arkadaş’ denildi ve yukarıdaki av yere inmesin diye bir efsanenin arasına gizlendiler.”
“Ve bu efsanelerden, korku hikayelerinden bir canavarın aynası inmişti yeryüzüne bir gezginin eşini bulabilmek için. Kuşkusuz mutlak kaosa aitti; haylaz, tahmin edilemez ve yaramazdı ancak yeryüzünün evladıyla bir saflığı paylaşıyordu.”
“Büyüyorsun, söylediğin gibi hep aynı kalman gerekmez mi, diğerleri gibi?”
“Ben diğerleriyle değil seninle büyüyorum. Evimden parçaları sana veriyorum, senden de senin evinden parçaları topluyorum.”
“Eş gezginle beraber büyüyor, kaosunu ona karıştırıp çocuğun rehberliğini de kabulleniyordu. Eş gezginle keşfediyor, benliğini onunla şekillendiriyordu.”
“Çaldığı bir yıldızı ise göğsünde saklıyordu.”