Fatma

Pablo Picasso, şüphesiz her kesimden kişinin daha önce ismini duyduğu, kübizm akımının öncülerinden, kendine özgü tarzıyla akımı genişleten ve popüler kültüre damgasını vuran bir isim. Kendisinin yüzünü bilmeseniz bile adını duyduğunuzda bir çoğunuzun aklında bozuk geometrik şekiller, bakınca tam olarak ne olduğunu anlayamayacağınız seviyede ustaca soyutlanmış ögeler ve pastel renkler canlanır. Picasso; ressam, heykeltıraş, grafiker ve şair unvanlarıyla beraberinde hep bir yenilik arayışında olduğunu bizlere farklı dönemlerde ele aldığı farklı temalar, farklı anlatım teknikleri ve yöntemleri ile yansıtmıştır. Kendisinin deneyselliğe ayırdığı oldukça geniş perspektifinden dolayı çalışmalarında “tamamen oturmuş bir düzen” kurgusundan bahsedemeyiz, aksine farklı zamanlarda değişik akımlardan etkilenen ve bundan dolayı rahatlıkla yeni dönem çalışmaları ile eski dönem çalışmaları birbirlerine tezat oluşturan bir sanatçıdır diyebiliriz.

Bu çok çeşitli üretim yöntemlerinin yanı sıra işlerinde, dönemsel duygu durumlarını, politik görüşlerini, hayatında yaşadığı zorlukları ve o zamana ait değişken hayat standartları gibi hem kişisel hem de toplumsal konuları farklı renklerde tezahür etmiş şekilde bulabiliriz. Tüm bu bilgi birikimimizle aklımızda oluşan “Picasso” arketipinden farklı bir Picasso ile tanışmamdan bahsetmek istiyorum sizlere.

Kendisiyle geçtiğimiz aralık ayında yaptığım Barselona seyahatimde tanıştım. “Museu Picasso”da karşıma çıkan 1917 yılına ait “pointilism” tekniğinin uygulandığı tamamlanmamış gibi duran ama aslında bilinçli olarak “tamamlanmışlık” ile “tamamlanmamışlık” arasındaki gerilimi okutan bu eser “La Salchichona” ve “The Woman with Mantilla” isimleriyle bilinmekte. Bu noktada ben, tablonun açıklama kartına baktığımızda tablonun adının kenarına kondurulmuş “Fatma” yazısına dikkatinizi çekmek istiyorum.

Serginin kurgusuna bağlı olarak yöneldiğimiz odanın içerisine girer girmez beni, “Sizi bir yerlerden tanıyor olabilir miyim?” düşüncesine yönelten bu tablonun karşısında durup bir süre düşündüm. Bize alışık olduğumuzun dışında bir ressam sunan Fatma’nın, sanatçının da alışık olduğu kadınlardan ne kadar farklı olabileceğini sorguladım. Fatma’nın Orta Doğulu bir sultan olabileceğini ve bir şekilde Picasso’nun karşısına çıktığını, karşısında feminen bir otoriteyle durduğunu ve bundan dolayı zihninde onu resmetmek isteyecek kadar yer ettiğini kurguladım. Zira daha önce geçmiş ilişkilerini, âşık olduğu ve arzuladığı kadınları bir şekilde resimlerine ilmek ilmek işlemekten çekinmemişti. Fatma için de onu bu şekilde işleme isteğinin belki farklı bir arzudan belki etkilendiği feminenlikten belki de erişilememezlik duygusundan kaynaklanabileceğini kafamda senaryolaştırdım. Hatta resimdeki tamamlanmamışlığın tam olarak bu erişilemezlikten kaynaklandığını da makul bir zemine oturttum. Benim zihnimde; güçlü, dik duruşlu, tek bakışıyla karşısındakini çabasız biçimde etkileyebilecek ve parmağında oynatabilecek, bulunduğu coğrafyanın tahtının gördüğü en güzel sultanlarından şeklinde anılan bir “Fatma Sultan” karakteri oluştu. Onun o güzelliğinden ve zekasından aldığı güce hemen hayran olmuştum bile.

Ardından konu üzerine yaptığım araştırmalarda önce kurgu sultanımızın kafasındaki tacın gerçek bir taç olmadığını, “Mantilla” adı verilen İspanya’da kadınların baş ve omuzlarını örtmek için kullandıkları, çoğu zaman dantelden yapılan geleneksel bir örtü türü olduğunu öğrendim. Genellikle önem arz eden resmi davetlerde ve dini törenlerde kadınların saçlarının üzerine tarakla tutturularak takılan bu örtü hem kültürel hem de katolik mezhebine ait dini bir simge olarak kabul edilmekteymiş. Bu noktada “Orta Doğulu Sultan” tezim çürümüştü. Fatma artık katolik, İspanya’da yaşayan, varlıklı ve görgülü hoş bir kadına evrilmişti. Çok geçmeden bu güzel kadının aslında, Picasso’nun o dönemki yakın arkadaşı ve meslektaşı ressam Rafael Martinez Padilla’nın eşi olduğunu öğrendim. Kendisi de eşini farklı zamanlarda ve farklı biçimlerde eserlerine aktarmış.

Kafamda kurduğum her şey tarihi kaynaklar tarafından daha gerçekçi bir zemine oturtulmuştu. Zihnimde kurgulanan senaryo ile gerçeğin örtüştüğü nokta ise Fatma’nın eserlere konu olan bir güzelliğe sahip olmasıydı.

Araştırmaya dayalı bu resmi bilgilerin hepsini, o gün müzeden ayrılıp hostelimize vardığımızda, yani “FATMA” eserinin kartpostalını ve buzdolabı magnetini kim olduğunu sorgulamayıp aldıktan çok sonra elde etmiştim. Şimdi ise tamamen tüm gerçekliğiyle zamanında var olan Fatma, o an kafamda kurduğum sultana olan hayranlığımı hala sürdürerek buzdolabımda yerini korumakta…

Tarihte bir iz bırakan, tarihe tanıklık eden,
öğretileriyle, iyiliğiyle, merhametiyle, güzelliğiyle,
bir güler yüzü, bir sözü, bir dokunuşuyla
herhangi bir kalbe içten dokunan tüm kadınlara
ve Fatma’ya saygıyla…

Serginin kurgusuna bağlı olarak yöneldiğimiz odanın içerisine girer girmez beni, “sizi bir yerlerden tanıyor olabilir miyim?” düşüncesine yönelten bu tablonun karşısında durup bir süre düşündüm. Bize alışık olduğumuzun dışında bir ressam sunan Fatma’nın, sanatçının da alışık olduğu kadınlardan ne kadar farklı olabileceğini sorguladım.
yazı:
Senem Konak
çizim:
Buse Babacan
favorile

eser galerisi.

Fatma

yazı:
Senem Konak
çizim:
Buse Babacan

giriş yap.

Profiline, favorilerine ve takip ettiklerine buradan ulaşırsın.

şifremi unuttum

Hesabın yok mu? kayıt ol