Kimse Kimseyi Tam Olarak Tanımıyor

Güneşin altın tozları gibi savrulduğu, kahkahaların çın çın öttüğü o kalabalık masalarda başlıyor her şey.
Kadehlerde yakut rengi şaraplar, dudaklarda Apollon’un arpından çalınmış gibi neşeli, kıpır kıpır melodiler...
Herkes birbirinin yüzüne en parlak yaz sabahları gibi gülümsüyor.
Omuzlar birbirine değiyor, eller neşeyle havaya kalkıyor.
Sanki Olympos’ta, tanrıların o hiç bitmeyecek bahar şenliğinin tam ortasındayız.
Renkler o kadar canlı, sesler o kadar cıvıl cıvıl ki kör edici bu aydınlıkta kimse gölgelere bakmayı akıl edemiyor.

Oysa her parlak tebessümün ardında ıssız, serin ve derin bir yeraltı nehri akıyor.
Yanı başımızda, nefesini yüzümüzde hissettiğimiz o en tanıdık yabancılar...
Biz onların sadece bize açtıkları o güneşli avlularında dolaşıyor,
Sardunyalarla, begonvillerle süslenmiş renkli verandalarında oturuyoruz.
Fakat hiç kimse, bir diğerinin o dolambaçlı, sessiz labirentine elinde bir Ariadne ipliği olmadan inmeye cesaret edemiyor.

Birine dokunduğunu sanıyorsun, tam ruhunu avuçlarına aldığını hissediyorsun;
Fakat tıpkı o meşhur efsanedeki defne ağacına dönüşen Daphne gibi, parmaklarının ucunda ansızın kabuk bağlıyor o ten.

Kendi yansımamıza aşık birer Narkissos gibi eğiliyoruz sevdiklerimizin gözlerine.
Orada ötekinin en çıplak gerçeğini değil, sadece kendi görmek istediğimiz sureti buluyoruz.
En coşkulu anlarda, o cıvıl cıvıl kalabalığın tam kalbinde, müzik en yüksek perdeden çalarken bile
Aslında herkes kendi ıssız adasında gökyüzünü izleyen yalnız birer mitoloji kahramanı.

Çünkü en derinde, kelimelerin bittiği ve o ağır, dramatik sessizliğin başladığı yerde sarsılmaz bir gerçek duruyor:
Kimse kimseyi tam olarak tanımıyor.
En uzun gece sohbetleri, en içten itiraflar, gözyaşlarına karışan sımsıkı sarılmalar bile
Büyük bir okyanusun sadece köpüklü yüzeyini okşamaktan ibaret.
Aşağıda, o zifiri karanlık diplerde hangi sirenlerin kalbi parçalayan şarkılar söylediğini,
Hangi eski batıkların sızladığını, hangi gizli deniz canavarlarının uyuduğunu kimse bilmiyor.

Yine de ne muazzam, ne cıvıl cıvıl bir oyun bu!
Birbirimizin uçurumlarını bilmeden, o incecik köprülerin üzerinde el ele, dans ederek yürümek...
İçimizdeki o suskun, ağır tragedya karakterini sımsıkı saklayıp
Dünya sahnesine en renkli kostümlerimizle, en şenlikli adımlarımızla fırlamak.
Madem o gizli dehlizleri asla tam olarak aydınlatamayacağız,
Öyleyse bırakalım şenlik devam etsin;
Işıklar yansın, kadehler neşeyle tokuşsun ve biz, birbirimizi sadece izin verildiği kadarıyla, ama delicesine sevelim.

Madem o gizli dehlizleri asla tam olarak aydınlatamayacağız, Öyleyse bırakalım şenlik devam etsin; Işıklar yansın, kadehler neşeyle tokuşsun ve biz, birbirimizi sadece izin verildiği kadarıyla, ama delicesine sevelim.
yazı:
Buse Çölmen
çizim:
Zehra Akyürek
favorile

eser galerisi.

Kimse Kimseyi Tam Olarak Tanımıyor

yazı:
Buse Çölmen
çizim:
Zehra Akyürek

giriş yap.

Profiline, favorilerine ve takip ettiklerine buradan ulaşırsın.

şifremi unuttum

Hesabın yok mu? kayıt ol