öykü

Ölüleri Onurlandırmak İçin Acele Etmeli

Ölüleri onurlandırmak için acele etmeli.

Ölüleri onurlandırmak için acele edilmeliydi çünkü ruhların sonsuzluğu bir yanılgıdan ibaretti. Ölülerin yolculuğu ne yeryüzünde ne de yedi göğün ufuklarında sanıldığı kadar uzun sürmezdi ki bu bir zaman yanılgısı da değildi. Zihin son nefesle parçalanırdı. Beden çürür ve mezar hırsızları dışında tabutu bir daha kimse açmaz, solucanlar ve böceklerden başka ziyaretçi kabul etmezdi. Ruhun ömrü ise bedenden de daha kısa olurdu; bedenin külleriyle savrulmaz, toprağını arşınlamaz ya da sonsuzluğa yükselmezdi. Vadedilen topraklara ulaşmak için yedi göğü ya da yedi okyanusu geçmek gerekmezdi, bu vadedilen topraklar çok daha yakın ve çarpıtılmıştı; her gün tüm insanlığın üzerine doğuyor ve batıyordu. Ruhların ise bir sonraki gün doğumuna kadar vakti vardı. Bu yüzdendir ki ölüleri onurlandırmak bir gün batımı, uğurlamak ise bir gün doğumuydu.

Ölümün kıyısında son arzu gün ışığı görmek ise gerçekleştirilmemeli.

Vadedilen topraklar ruhu bir ateşle sarmalardı. Güneş, vadedilendi ve ateşinin her kıvılcımında yaşam parlardı. İçinde bulunduğumuz gök ve ötesi sonsuzluğu vadeder gibi görünse de karanlığın ardındaki diyarlar arasında bir yeni yetmeydi. Öyle gençtir ki henüz karanlığın kanatları altındadır, içinde barındırdığı hiçbir yıldız karanlığın kanatlarını kıracak kadar da güçlü değildir; koparabildikleri bir avuç tüydür. Ancak bizim yeni yetmenin de sönmemeye ant içmiş kıvılcımları vardır, güneş onlar arasında en deli fişekleridir. Bu deli fişeğin alevlerinde parçalanmak ise tüm yaşamın kaderi olarak bilinirdi. Bedeninden koparılan ruh, parça parça yanmak için güneşe çekilirdi. Bir ömür boyunca yeryüzünün hayat sunağı olarak parlayan güneş, ruhları kıvılcımlara ayırır, küllerini yıldız tozlarına katardı. Eğer son arzu gün ışığıysa gerçekleştirilmemeliydi; çünkü bu, bir ölümlünün dönüşebileceği tek şeydi.

Ölüler dinlenmemeli, ölülere dua edilmemeliydi.

Güneş, karanlığa tek bir yaşamını feda etmezdi, kıskanç ve cesurdu. Tüm ölümler, yaşayanların sunağına dökülmek üzere onda toplanıyor, görkemle yakıyordu. Ancak bu alevler zihinleri parçalanmış ruhları dahi delirtiyordu. Bir kıvılcıma dönüşmenin bedeli bin defa delirmekti ve ölümlüler son sözlerini bu delilik anlarında ederdi. Bu yüzdendir ki ölüler dinlenmemeliydi, çığlığın kıvılcımları da bulaşıcıydı. Oysa ölülerle konuşulmamalıydı da, nasıl olsa ne gece göğünde saklanırken ne de yeryüzünün her karışını aydınlatmaya cüret ederken güneş yaşayanları dinlemiyor; tüm göğü de sağır ediyordu.

Vadedilen topraklar, bir ışık cümbüşünün içinde ölümleri hapsediyordu; evrende daha derin yanan bir mezarlık daha yoktu.

İçinde bulunduğumuz gök ve ötesi sonsuzluğu vadeder gibi görünse de karanlığın ardındaki diyarlar arasında bir yeni yetmeydi. Öyle gençtir ki henüz karanlığın kanatları altındadır, içinde barındırdığı hiçbir yıldız karanlığın kanatlarını kıracak kadar da güçlü değildir; koparabildikleri bir avuç tüydür. Ancak bizim yeni yetmenin de sönmemeye ant içmiş kıvılcımları vardır, güneş onlar arasında en deli fişekleridir.
yazı:
Eylül Yaren Kuku
grafik:
Tunahan Toprak Alparslan
favorile

eser galerisi.

Ölüleri Onurlandırmak İçin Acele Etmeli

yazı:
Eylül Yaren Kuku
grafik:
Tunahan Toprak Alparslan

giriş yap.

Profiline, favorilerine ve takip ettiklerine buradan ulaşırsın.

şifremi unuttum

Hesabın yok mu? kayıt ol