Takım elbisesinin paçasını düzeltmesi gerektiğini fark etti. Gerçek bir centilmen; resmi dairelere, hatta hiçbir yere giyiminden emin olmadan girmemeliydi. Özkan'ın babasından öğrendiği ve hatırladığı ilk kural bu olabilirdi. Bağcıklarını ve paçasını düzeltti, pantolonunu çırptı. “Centilmen” kelimesini ne kadar uzun zamandır kullanmadığını fark etti. Terbiye kamplarının yeni çıktığı dönemde, on altı yaşında bir genç olarak gerekli eğitimi az da olsa almış; reşit olana kadar yaz aylarında zorunlu eğitimlere katılmıştı. Artık öncesini hatırlamakta bile güçlük çekiyordu.
“Merhabalar! 16NM bu tarafta mı acaba?” sorusuyla irkildi. Başıyla onayladı. Karşı tarafın yüzünün düştüğünü görünce hemen söze girdi; bir de bununla uğraşamazdı. “Evet. Hemen şu koridordan sağa dönebilirsiniz. Size de merhaba.” Sarışın adamın yüzünde hafif bir tebessüm görünce içi rahatladı. “İstediğim gibi davranmak da artık bir lüks haline geldi,” diye düşündü.
Ancak siyah takım elbise giymiş bu genç adamın elinden kurtulmak kolay olmayacaktı. “Karışıyor gibiysem lütfen kusura bakmayın. Sıkkın bir haliniz var, doğru mu anlıyorum acaba?” diyerek sessizlik sözleşmesini bir kez daha yırtıp attı genç adam. Özkan, artık bir saldırı gibi gelen bu konuşma karşısında savunmasını yaptı: “Sadece düşünceliyim biraz, sorduğunuz için teşekkür ederim.”
Genç adam pes etmedi: “Yine yormuş gibi olmazsam biraz muhabbet etmek isterim. Düşünceli haliniz beni de düşündürdü. Haddime olmayarak sormak isterim, aklınıza takılan nedir? Bu arada ben Kartum, tanıştığımıza memnun oldum.”
Normalde Özkan bunun nezaket olmadığını düşünürdü; ancak bu “Yeni Tohum” çocuğu belli ki samimiydi. Yeni Tohum’dakiler genelde kafayı yemiş gibi davrandıklarından, bu gence bir şans vermek istedi.
“Ben de Özkan, memnun oldum. Gördüğünüz gibi aramızda bir miktar yaş ve yaşa bağlı tecrübe farkı var. Sadece Güncel Nizam yüzünden eskisini hatırlayamadığımı fark ediyor; babamın öğrettiği bazı değerlerin artık geçersiz, kelimelerinse anlamsız olduğunu düşünüyordum.”
Kartum, ezberlenmiş bir şefkatle yanıtladı: “Anlıyorum ve acınızı paylaşıyorum. Fakat tüm saygımla söylemeliyim ki babanızın yaşadığı dönem gerçekten karanlık ve bir o kadar da cehaletle doluydu.”
“Anlıyorum ve acınızı paylaşıyorum,” dedi Özkan. “Ama siz bu dönemi ders kitaplarından okudunuz, bense bizzat yaşadım. Samimiyet ve Nezaket Kitabı’na (SNK) elbette bir karşıtlığım yok; yine de benim ailem de nezaket sahibiydi. Ailemin nezaketi, sizin için sahiden itiraz edilecek bir konu mu?”
Sorsan “samimi” ismi verilecek bu muhabbet, aslen konuyu soğutma çabasıydı. Kartum devam etti: “Anlıyorum ve acınızı paylaşıyorum. SNK’ye karşı olmanızı zaten beklemiyordum. Fazlasıyla nezaket sahibi bir görüntünüz olduğu aşikâr, samimiyetiniz de anlaşılıyor. Ben yine de bahsettiğiniz o kelimeyi merak ediyorum. Mahsuru yoksa öğrenmek isterim.”
“Centilmen,” dedi Özkan.
Kartum şaşırmıştı, yüzünden bir şeyleri anlamlandırmaya çalıştığı belli oluyordu. “İyi ama bu kelime çok cinsiyetçi.”
“Benim gençliğimde değildi.”
“Anlıyorum ve acınızı paylaşıyorum. Ama nasıl olur?”
Bu konuda sıkıntılı olduğunu kim söylemişti ki? Acısını paylaşmasını kim istemişti? Özkan sadece omzunu silkti: “Anlatayım Bay Kartum. Biz kelimelerin görünüşüne değil, anlamına odaklanırdık. Bu sebeptendir ki bir kadına ‘centilmen’ desek bile bu, bugün olduğu gibi onu yaralamak için değil, yüceltmek içindi.”
“Ama...” dedi Kartum. Cümlesini tamamlayamadan zil sesi duyuldu. Biri yaşlı, diğeri genç olan bu iki şık adam, 16. Nezaket Mahkemesi’ne doğru yola çıktılar. Kartum yolda sordu: “Yanlış anlamazsanız, neden sizin de benimle aynı yere gittiğinizi söylemediniz? Ben 16NM’de görülecek davanın Nizam Avukatıyım.”
Özkan bu sorunun cevabını kendisi de bilmiyordu. “Düşünceliydim, fark etmemişim. Ben de sanık tarafının avukatıyım,” dedi. “Anlıyorum ve acınızı paylaşıyorum,” demeyi de ihmal etmedi. Aslında savcılara “Nizam Avukatı” gibi saçma bir isim verilmesini de tartışırdı ama karşısındaki genç adam Güncel Nizam’ın öncesini bilmediği için sadece afallıyor ve Özkan’ı yadırgıyordu.
İki avukat beraber mahkemeye girip yerlerine geçtiler. Mahkeme başkanı vakitlice yerindeydi ve herkesin ayağa kalkmasını rica etti.
“NEZAKET! SÜKUT! SAYGI! SAMİMİYET!”
Tek ağızdan okunan bu dört değer, Güncel Nizam’ın her şeyiydi. İnsanlar birbirini kırabilir ve bu alışkanlık savaşa yol açabilirdi; bu yüzden nizamı bozacak her şeye karşı şiddetli önlemler alınıyordu.
16. Nezaket Mahkemesi: Dava No 2061/505
Başkan yerine oturduğunda salondaki sessizlik o kadar yoğundu ki Özkan, kendi nefesinin bile bir “gürültü kirliliği” sayılıp sayılmayacağını düşündü. Kartum cüppesini düzelterek ayağa kalktı. Gözlerinde, bir toplumu kurtaracak olmanın verdiği o kutsal ve tehlikeli parıltı vardı. Özkan şaşırdı; az önceki adam gitmiş, yerine fanatik bir düzen aşığı gelmişti.
Dava ilerledikçe garipleşti. 505 numaralı dosyadaki suçlama, sanığın mağdura sesini yükseltmesiydi. Kartum’un bu olayla ilgili devleti, düzeni ve nizamı güvence altına alan sözleri başkanı dahi rahatlatmıştı. Hitabeti kuvvetliydi. Sıra Özkan’a geldiğinde, savunmasını kafasında kurmuştu; fakat bunu bir gün bile daha yapamayacağını o an fark etti. O an her şey değişti.
“Sayın mahkeme heyeti, Kartum Bey ve Başkan,” dedi Özkan. Herkesin gözü faltaşı gibi açıldı. Kartum bu saygısızlığı affetmeyebilir, başkandan müdahale talep edebilirdi; neyse ki Özkan’ın da hitabeti güçlüydü.
“Savunacağım şahıs her ne kadar nizamımızı ve Kartum Bey’in de dediği gibi tüm ulusumuzu tehdit etse de altı üstü sesini yükseltmiştir. Alçaltır, olur biter!” dediği an kahkahayı patlattı.
“Savunmaya bir bardak su verir misiniz lütfen?” dedi Mahkeme Başkanı. O kadar kibar olmaya alışmışlardı ki Özkan, sabırları taşırmadan ne kadar devam edebileceğinden emin değildi. Bunu dile getirdi:
“Bu şekilde konuşmaya ne kadar devam edebilirim bilmiyorum; ama yanlış anlaşılmasın. Buradaki korkum, yakalanıp o soğuk içtenlik hücrelerinin koridorlarında çürüme ihtimaliyle alakalı değil. Korkum, harika sandığınız ama için için çürük kokan sisteminizi bir kelime daha az eleştirme korkusudur. Anlıyorum ve acınızı paylaşıyorum.”
Tam o sırada içeri giren Nizam Muhafızlarını gördü. Koşmadan ama seri adımlarla ona doğru yürüyorlardı. Son cümleleri olduğunun farkındaydı: “Acınızı paylaşıyorum çünkü nizamınızı derinden sarsan bu cümleleri susturmak için lafımı bile kesemiyorsunuz. Kendinizi özgür mü sanıyorsunuz?”
Özkan hemen ardından tutuklandı. Mahkemeden çıkarılırken bağırmaya devam ediyordu: “NEZAKET! SAYGI! SAMİMİYET!”
Sonraki aylarda, tek bir pişmanlığı olması dışında genel olarak mutluydu: Daha kaba olmalıydı. Son konuşmasında bile yirmi altı yıldır kendisine kabul ettirilen saygı kodlarıyla seslenmiş; sarsıcı olduğunu düşündüğü kelimelerin aslında yirmi yedi yıl önce bir sivrisinek ısırığı bile sayılmayacağını geç fark etmişti. Kendi mahkemesinde savunmasını yapmak istemiş ve hiç konuşmamıştı. “Beyaz Odalar’a” gönderilmeden önce kendisine Nezaket Mahkemesi raporu uzatıldı. Özgür dünyada okuyacağı son şey bu olacaktı. Eğilip eskisi gibi iyi görmeyen gözlerini kıstı. Yazıyı seçtiği anda son özgür kahkahasını attı:
“Sanık, son anlarında dahi Toplumsal Uyum Protokolü’nü çiğneyecek şekilde sessiz kalmış; bu sessizliği bir silah olarak kullanmıştır. Gömleğinin üst düğmesinin açık olması ve kravat takmaması ise ömür boyu ıslah kararını destekler niteliktedir.
Nizam’a karşı tehlike seviyesi: Tanımsız”