Hayal kurmak insanı diğer varlıklardan ayıran bir özelliktir. Çocukluktan itibaren hayal etmeye başlarız; kendi dünyalarımızı, karakterlerimizi yaratırız. Hayatın akışının değişmesiyle hayal gücümüz zayıflayabilir veya güçlenebilir. Ancak bu sahip olduğumuz gücün sınırı yoktur. Hayallerin sınırı olmadığı alanlardan biri şüphesiz ki uyarlamadır. Bir hikayeyi uyarlarken, uyarlandığı medyumun sağladığı olanaklara dikkat edilir. Örneğin, bir romanın filmini çekerken, romandaki betimlemeleri kamera sayesinde planlara dönüştürürüz. Romanda bir mekanın tasviri beş sayfa sürüyorsa bu filmde tek bir plan olarak karşımıza çıkabilir. Bir edebi metnin sinemayla nasıl farklı bir hale büründüğünü gösteren en bilindik örneklerden biri Alfred Hitchcock’un Psycho filmindeki 2 dakikalık duş sahnesidir. Romanda tek bir paragrafla anlatılan sahne, filmde 78 farklı kamera pozisyonu ve planlar arası 52 geçiş ile bir şahesere dönüşüyor. Bu sahne kelimelerin görüntülere nasıl dönüşebileceğini, bu dönüşümün ne kadar sınırsız olabileceğini gösteriyor.
Uyarlama konusunda sınırın olmadığını gösteren bir başka eser ise Dave Gibbons ve Alan Moore’un akıllara kazınmış çizgi romanı Watchmen’dir. Watchmen’i uyarlama bakımından önemli yapan özelliği 3 farklı medyuma uyarlanmış olmasıdır. 2009’da Zack Snyder filme ve 2019’da Damon Lindelof diziye uyarlamıştır. 2024’te ise Brandon Vietti’nin iki bölüme ayırdığı Watchmen animasyonu yayınlanmıştır. Film ve animasyon, çizgi romanın neredeyse birebir uyarlamasıdır. Bunun en temel nedenlerinden biri, bu medyumların hepsinin görsel temelli olmasıdır. Film ve animasyon uyarlanırken çizgi romanın adeta hikaye panosu (storyboard) olarak kullanıldığını söyleyebiliriz. Genel olarak anlatısal yapıya baktığımızda bir farklılık görmeyiz. Olayların sırası ve karakterizasyonlar aynıdır. Çizgi romanda olup da animasyonda ve filmde yer verilmeyen bir unsur ilk Nite Owl olan Hollis Mason’ın otobiyografisidir. Bu otobiyografi sayesinde Watchmen evreninde kostümlü kahramanların dünyası hakkında, Watchmen ABD’sinin tarihi ve siyaseti hakkında bilgi ediniyoruz. Bu otobiyografinin malzemesi kelimeler olduğu için doğrudan metni ekrana yansıtmak mantıklı bir tercih olmazdı. Çünkü sinema ve animasyon görsel hikaye anlatımına odaklanıyor. Filmin açılış sekansı ve flashbackler Minuteman’in başından geçenleri kısaca anlatıyor. Bundan dolayı otobiyografinin eksikliği az da olsa kapatılmış.
Bununla birlikte, çizgi romanın içinde Tales of the Black Freighter başlıklı bir çizgi roman serisi var. Bu çizgi roman serisinden bir hikayeye yer veriliyor. ‘‘Marooned’’ başlıklı bu hikayede ailesine geri dönmeye çalışan fakat bu yolda deliren ve sonunda Black Freighter hayalet gemisi tarafından yakalanan bir denizcinin hikayesini okuyoruz. Elbette, buna filmde animasyon olarak veya karakterlerden birinin elinde tuttuğu obje olarak yer verilebilirdi. Sonra Watchmen DVD’sinde özel seçeneklerde bir animasyon olarak yayınlanıyor. Fakat filmde buna yer verilmiş olsaydı bile çizgi romandaki etkiye ve işleve sahip olur muydu bunu bilemeyiz. Animasyonda bu kısa hikayeye yer verilmiş. Bunu okuyan çocuğu, yani Bernie’yi görünce dünyada savaş çıkmak üzereyken nasıl da bir kurgusal eser içinde kaybolabileceğimizi de görüyoruz. Yine de dikkatli bir izleyici Ozymandias, ve ‘‘Marooned’’ hikayesinin ana karakteri arasındaki paralelliği fark edecektir.
Bu bahsettiğimiz paralellik filmin, çizgi romanın ve animasyonun sonuyla bağlantılı. Filmde Ozymandias, Dr. Manhattan’ın reaktörlerini havaya uçurarak New York’un yarısını öldürür. Çizgi romanda ve animasyonda ise Ozymandias’ın üretilmesine vesile olduğu dev bir kalamarın psionik saldırısı sonucu New York halkının yarısı ölür. Filmin sonunda savaş biter ve bütün ülkeler Dr. Manhattan’ı ortak bir düşman olarak görür. Oysaki çizgi romanda dünya barışı sağlanır ve ortak düşman başka boyuttan gelen varlıklar olur ki dünya dev kalamarın Ozymandias’ın üretimi olduğundan habersizdir. Dünya barışını sağlamak için milyonların ölümüne sebep olan Ozymandias’ın delirdiğini söylemek yanlış olmaz. İşte ‘‘Marooned’’ hikayesinin ana karakteri denizci de ailesine ulaşmak uğruna insanlığını yitiriyor. Ozymandias’ın karakter yolculuğu ile denizcinin karakter yolculuğu aynı rotada ilerliyor. Böyle bir paralelliğin yansıtılmaya çalışılması uyarlama sürecinde sınır olmasa bile kritik unsurlara yer verilmesi gerektiğini bize gösteriyor. Ancak bu kritik unsurlar olmadan fakat yeni bir yol izleyerek uyarlamanın nasıl olabileceğini Watchmen dizisi gösteriyor.
Uyarlamada hayallerin sınırı olmaması tartışmasında Watchmen’in dizi uyarlaması, animasyon ve film arasında belki de uyarlama sürecinde hayal gücünün ne kadar sınırsız olabileceğini gösteriyor. Çünkü dizi hem Watchmen çizgi romanının zaman dilimini hem de sonrasını ele alıyor. Ayrıca yeni karakterlerle karşımıza çıkıyor: Sister Night, Looking Glass, Judd Crawford, Senatör Joe Keena Jr. ve fazlası… Dizinin merkezindeki bir başka karakter ise çizgi romandaki Hooded Justice karakterinin bir varyantı, William Reeves. Bu alternatif bir evrende olduğumuzu gösteriyor ki dizinin evreninde yayınlanan Minutemen ile ilgili dizide çizgi roman ve filmdeki Hooded Justice’i izliyoruz. William Reeves siyahi olduğu için siyahi olmayan bir kahramanmış gibi makyaj yapıyor. Oysaki filmde ve çizgi romanda Alman olduğu iddia edilen bir karakter. Aslında bu temel farktan dolayı dizide en öne çıkan temalardan biri beyaz üstünlüğü. Bunu temsil eden 7. Süvariler topluluğu var ki hepsi Rorschach maskesi takıyor. Dizinin hikayesinin bir katmanı bu tema üzerine kurulmuş.
Rorschach karakteri çizgi romanda oldukça karmaşık bir karakter. Filmde, animasyonda ve çizgi romanda kötülüğü alt etmek için şiddetin dozunu arttıran bir karakter olarak karşımıza çıkıyor. Fakat diğer karakterlerin aksine finalde Ozymandias’ın dünya barışını sağlamak için milyonları öldürdüğü gerçeğini açığa çıkarmak uğruna canından oluyor. Dolayısıyla prensiplerine sıkıca bağlı bir karakter olduğu aşikâr. Dizide Rorschach maskesinin 7. Süvarileri temsil ettiğini biliyoruz. Bu topluluğun Rorschach gibi prensiplerine sadık olduğunu söyleyebiliriz. Polisten ve ABD’deki azınlık gruplara karşı bir tavır sergiliyorlar. Topluluk Ku Klux Klan’ın farklı bir formu olarak karşımıza çıkıyor. Amaçları Dr. Manhattan’ın güçlerini elde etmek. Burada sadece beyaz üstünlüğü değil fakat bir topluluk olarak da insanüstü bir güce sahip olmak istiyorlar. Etik olarak Rorschach’i temsil ettikleri söylenemez hatta çizgi romanın sonunda bıraktığı o günlüğü yanlış yorumladıklarını söyleyebiliriz. Çünkü Rorschach kesinlikle Dr. Manhattan gibi birinin güçlerine sahip olup da kendi amaçları uğruna kullanmak isteyecek bir karakter değil. Maske takanlardan ziyade saf kötülüğü ortadan kaldırmak isteyen bir karakter. Elbette Rorschach’ın şiddeti aşırı derecede kullanmasının kötülük olduğunu savunan çıkacaktır. Yine de Yedinci Süvarileri, Rorschach’in bir temsili olarak değil fakat prensiplerini yanlış yorumlamanın bir sonucu olarak tanımlamak doğru olacaktır.
Sonuç itibariyle; Watchmen filminin ve animasyonun başarılı olduğunu söyleyen kişiler sayıca fazla olacaktır. Çünkü uyarlama söz konusu olduğunda orijinal esere sadık kalan uyarlamaların iyi olduğu yönünde bir görüş var. Bunun aksine dizi yepyeni bir girişimde bulunuyor ve uyarlamada sınırların olmaması gerektiğini bize hatırlatıyor. Diziye ‘‘uyarlama’’ demekten ziyade ‘‘sequel’’ gibi bir anlatının devamı olduğunu belirten bir ifade kullanmak doğru olabilir. Bu yazıda bahsedilen bütün uyarlamaların birbirine görsel açıdan benzer malzemeler içerdiğini göz önünde bulundurursak, dizi bundan faydalanmak yerine hali hazırda var olan bir evreni genişletmeyi seçiyor. Bu açıdan hayranların dikkatini çektiği ve beğeni topladığını da görüyoruz. Bu yazıda yer vermediğimiz Watchmen’in ‘‘animated comics’’ yani ‘‘hareket eden çizgi roman/anime edilmiş çizgi roman’’ hali var. Fakat buna bir uyarlama diyecek olsak da hayallerin sınırsız olduğunu yansıttığını söyleyemeyiz. Çünkü çizgi romanın adeta hareket ettirilmiş versiyonu. Ayrıca, ‘‘Buna animasyon mu yoksa çizgi roman mı demek daha doğru olur?’’ sorusunun cevabı da başka bir yazının konusu.